Hayatta bazı insanlar vardır; kötülüğe kötülükle karşılık vermediğinizde bunu güçsüzlük sanırlar. Oysa bilmezler ki iyilikle karşılık vermek, çoğu zaman en büyük güç göstergesidir. Bu bir acziyet değil, insanın kendine duyduğu saygının ve karakterinin açık bir ifadesidir. Çünkü iyiliği tercih etmek, irade işidir.

Kırıldığımızda, canımız yandığında hemen laf sokmayı, incitmeyi marifet sayan bir anlayışla karşı karşıyayız. Oysa sükût bazen en gür sestir. Sessiz kalmak; her şeyi görüp bilen, duyan ve hükmü en adil olan Allah’a duyulan güvenin göstergesidir. Her cevabın kelimelerle verilmesi gerekmez; bazı cevaplar zamana ve adalete bırakılır.

Dobralık adı altında haddini aşanlar, saygısızlığı cesaret zannedenler de vardır hayatta. Böyle anlarda uzun cümleler kurmak yerine içimizden gülüp geçiyorsak, bu karşımızdakinin o cümleleri hak etmediğini bildiğimizdendir. Herkese aynı mesafeden, aynı cümleyle yaklaşılmaz. Değer, muhatabına göre belirlenir.

Çok bilmişlik taslayanlara karşı susup dinliyormuş gibi yapmak da bir olgunluk halidir. Bu, boş bir kabulleniş değil; yılların süzgecinden geçmiş bir hayat dersidir. Büyüklerimizin söylediği gibi:
“Boş konuşanlara kafa yorma. Gücünü özünden değil, başka şeylerden alanlara takılma. Üstünlük taslayınca üstün olduğunu sananlara enerjini harcama. Değmez…”

Gerçekten de hayatta nerede susacağını bilmek kadar kıymetli çok az şey vardır. İnsan bazen susarak kendini korur, bazen susarak kazanır.

Bırakın sizi istedikleri gibi sansınlar. Siz kendinizi bildikten, Yaradan sizi bildikten sonra başkalarının ne düşündüğünün ne önemi var? Sizi yendiğini ya da yerdiğini zannedenler, aslında en büyük yanılgının içindedir. Çünkü gerçek kayıp; sabrı, edebi ve sükûtu kaybetmektir.

Asıl kazanç sabrın altındadır. Asıl cevaplar ise sükûtun içinde gizlidir.

Herkes kendini akıllı sansın…
Ama siz susup gülümseyebiliyorsanız, işte o zaman gerçekten kazanmışsınızdır.
Ve bilin ki, gerçek akıl tam da oradadır.