Lezzetin, Tarihin ve Misafirperverliğin Buluştuğu Noktada Turizm Rüzgarı Gaziantep denildiğinde akla ilk gelen şey sıradan bir şehir profili değildir; bu topraklar adeta medeniyetlerin harmanlandığı, kuyumcu titizliğiyle işlenmiş bir kültür mozaiğidir. Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde "Şehr-i Ayıntab-ı Cihan" olarak nitelendirdiği bu kadim şehir, son yıllarda sadece sanayisi ve ticaretiyle değil, turizmde kırdığı rekorlarla da adından söz ettiriyor. Bugün Gaziantep’in sokaklarında dolaşırken, bakır çekiç seslerine karışan yerli ve yabancı turistlerin neşeli sohbetleri, kentin turizmde ulaştığı zirvenin en net göstergesidi
Geçmiş yıllarda Güneydoğu turlarının (özellikle GAP turlarının) "uğranıp bir tas beyran içilip geçilen" bir geçiş noktası olan Gaziantep, artık turistlerin günlerce vakit geçirdiği, konakladığı ve doyamadan ayrıldığı bir tatil rotasına dönüştu. Şehir, 12 binin üzerindeki yatak kapasitesi, artış gösteren nitelikli otelleri ve her mevsim ayrı bir bürünen kültürel iklimiyle milyonlarca misafiri misafirperverliği ile ağırlıyor.
Ziyaretçi sayılarındaki bu istikrarlı artış, kentin sadece bir "lezzet durağı" olmadığını, aynı zamanda derin bir tarih ve müze kenti olduğunu da kanıtlıyor.
Gaziantep’e gelen yerli ve yabancı turistlerin ilk adresi şüphesiz dünyanın en zengin mozaik müzelerinden biri olan Zeugma Mozaik Müzesi oluyor. Buradaki "Çingene Kız" figürünün gözlerindeki o eşsiz bakışla büyülenen ziyaretçiler, ardından kentin sokaklarını dolduruyor.
Bakırcılar Çarşısında Turistler, çekiç seslerinin ritmi eşliğinde el emeği bakır eserleri incelerken, geçmiş yüzyıllara ait bir zaman tünelindeymiş gibi hissediyor.
Almacı Pazarı ve Zincirli Bedestende ise Baharatların, kurutmalık patlıcanların, Antep fıstığının ve yöresel şire ürünlerinin kokusunun birbirine karıştığı bu tarihi çarşılar, alışverişin ötesinde adeta kültürel bir deneyim sunuyor. Esnafın sıcak sohbeti ise misafirlerin belleklerinde silinmez izler bırakıyor.
UNESCO Tescilli Gastronomi damaklarda kalan ömürlük tatlar bırakarak arkalarını hiç unutamıyorlar.
Elbette Gaziantep’ten bahsedip UNESCO’nun tescillediği dünya çapındaki mutfağından es geçmek imkansızdır. Şehre gelen yerli ve yabancı turistlerin en temel motivasyon kaynaklarının başında gastronomi geliyor. Sabahın erken saatlerinde nohut dürümü veya beyran çorbasıyla güne başlayan tatilciler, öğleden sonra zırh kıymasından yapılan Antep kebaplarının, yuvalamanın ve tabii ki tescilli Antep baklavasının tadına varıyor.
Yabancı turistler, özellikle Doğu ve Batı kültürünün bu eşsiz sentezini yemekler aracılığıyla deneyimlerken; katmerin açılışını izlemek, fıstığın yeşilinin her yemeğe nasıl bir zarafet kattığını görmek onlar için unutulmaz bir anıya dönüşüyor.
Geleceğe yapılan yatırımlar ve sürdürülebilir turizm haline gelmiştir ve bu sayede yerli ve yabancı turistlerin şehrimize kazandırıyor ve kazandırmayanda devem edeceklerdir.
Gaziantep, yakaladığı bu büyük ivmeyi korumak ve daha da ileriye taşımak için altyapı çalışmalarına aralıksız devam ediyor. Yerel yönetimlerin ve turizm paydaşlarının ortak akılla yürüttüğü çalışmalar sayesinde şehir, sadece bir turizm sezonuna sıkışıp kalmıyor; yılın dört mevsimi hareketliliğini koruyor.
Gaziantep’e gelen yerli ve yabancı turistler bu şehirden ayrılırken sadece telefonlarında birikmiş tarihi mekan fotoğraflarıyla veya valizlerinde baklava kutularıyla dönmüyorlar. Onlar; bu toprağın misafirperverliğini, binlerce yıllık medeniyet birikimini ve insanının sıcak gülümsemesini yüreklerinde taşıyarak gidiyorlar. Gaziantep, hak ettiği turizm devrimini kahramanca yaşarken, gelen her misafirine "Şehr-i Ayıntab"ın kapılarını ardına kadar açmaya devam ediyor ve akıllarda kazınan bir Gaziantep olarak kalıyor.
Sözlerimiz şu atasözüyle bitirmek istiyorum: "Misafir on kısmetle gelir, birini yer dokuzunu bırakır."