Gençlerin iş arayışında karşılaştığı zorluklar ile işletmelerin aradıkları nitelikleri bulamaması arasındaki ikilem, son dönemin en çok tartışılan ve her iki tarafın da haklılık payı barındıran hassas bir konudur. "İşsizlik mi, iş beğenmeme mi?" sorusu, aslında derin bir ekonomik, sosyal ve kültürel dönüşümün tam ortasında duruyor.

Masa başı çalışma talebinin arkasında, sadece konfor arayışından ziyade, uzun çalışma saatleri, düşük ücretler, sosyal güvence ekskikliği ve değersizleştirildiğini hisseden bir kuşak psikolojisi yatıyor. Beyaz yakalı ya da dijital dünyada var olma arzusu, gençlerin kendilerini daha özgür hissettikleri, en azından fiziksel yıpranmanın daha az olduğu alanlara yönelmesine neden oluyor. Diğer taraftan, üretim ve hizmet sektöründe eleman arayan işletmeler, çalıştıracak vasıflı veya en azından istikrarlı personel bulamamaktan dert yanıyor. "İşletme" denen o devasa çarkın dönmesi, fabrikanın tozunu yutacak, tarlada üretecek, dükkanda tezgah açacak insan gücüne de müracaat etmek zorunda.

İşletmelerin bu denklemde en çok yakındığı nokta ise, teorik eğitimle pratik hayatın uyuşmazlığı ve işe başlama motivasyonundaki düşüklük. "Üniversiteyi bitirdim, o halde masa başı müdür olmalıyım" algısı ile "Benim de yetişmiş elemana ihtiyacım var" gerçeği sıkışıp kalıyor. Ancak burada asıl mesele, gençlerin işi beğenmemesinden öte, o işlerin onlara vadettiği gelecek hayalinin sönmüş olmasıdır. Asgari ücrete mahkûm edilen, kariyer yolu görünmeyen, sosyal hayatı sadece işten ibaret olan bir pozisyon, dijital dünyada dünyanın kapılarını aralayan bir genç için cazip olmaktan çok uzak.

Peki, bu çarkın dişlileri kırılırsa, işletmelerde kim çalışacak? Cevap aslında acı bir gerçekte gizli: Kimse çalışamayacak. Ara eleman değil, ana eleman bulamayacak hale gelen bir ekonomide kepenkler iner, üretim durur, hizmet sektörü çöker. Masa başında telefonla sosyalleşmek ne kadar sürdürülebilir bir ekonomik model değilse, gencecik insanlara hiçbir gelecek vadetmeden ağır şartlarda çalışmayı dayatmak da o kadar sürdürülemez.

Çözüm ne gençlerin tamamen dijital hayallere hapsolmasında ne de işletmelerin geleneksel ve yıpratıcı çalışma biçimlerinde ısrar etmesinde. İşletmelerin çalışma koşullarını, ücret politikalarını ve insan kaynakları yaklaşımlarını modern dünyanın gerçeklerine göre güncellemesi şart. Gençlerin de emeğin kutsallığını, üretmeden tüketilemeyeceğini ve her büyük başarının bir çıraklık döneminden geçtiğini kabul etmesi gerekiyor. Aksi takdirde, ne masa başındaki ekranlar karın doyuracak ne de o işletmeleri yönetecek kimse kalacak.