Gaziantep’te son günlerde sosyal medyada bir proje üzerinden yapılan yorumları görünce insan ister istemez şu soruyu soruyor:

Bir proje daha tamamlanmadan, son halini almadan neden yerden yere vurulur?

Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin’in öncülüğünde hayata geçirilen Bahçelievler ve Müstakil Evler Projesi, aslında alışılmış şehir yaşamına farklı bir alternatif getirme iddiasında.

Betonun arasında sıkışmış, birbirinden kopuk bir yaşam yerine; insanları toprağa, bahçeye, üretime ve komşuluk ilişkilerine yeniden yaklaştırmayı hedefleyen bir proje…

Belediyenin açıklamalarına göre proje kapsamında ilk etapta 20 bin bahçeli ev planlanıyor. İlk 5 bin hak sahibi de noter huzurunda yapılan kura ile belirlendi. Yaklaşık 200 bin kişinin başvurduğu proje, daha şimdiden Gazianteplilerin büyük ilgisini çekmiş durumda.

Peki…

İnşaat devam ederken, hazırlıklar sürerken, çevre düzenlemesi yapılmamışken, projenin bütün ayrıntıları tamamlanmamışken bu projeyi nasıl değerlendiriyoruz?

Sosyal medyaya bakıyorum…

“Böyle mi olur?”

“Havalandırma nerede?”

“Bu evler neden böyle?”

“Bunun neresi güzel?”

gibi yorumlar görüyorum.

Elbette herkes eleştirebilir.

Elbette vatandaşın soru sorma hakkı vardır.

Eksik gördüğünü söylemek de en doğal demokratik haktır. Ama burada başka bir noktaya dikkat çekmek gerekiyor: Proje daha bitmedi ki!

Bir binanın kaba inşaatına bakıp “Bu bina kötü olmuş” diyebilir misiniz?

Bir evin duvarları tamamlanmadan “Bu ev yaşanmaz” diyebilir misiniz?

Bir yolun asfaltı dökülmeden “Bu yol kullanılamaz” diye hüküm verebilir misiniz?

O zaman biraz sabır…

Ya sabır!

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi bu projeyle klasik konut anlayışının dışına çıkmaya çalışıyor. Projenin temelinde doğayla iç içe yaşam, bahçeli ev, üretim ve mahalle kültürünün yeniden canlandırılması hedefleniyor. Başkan Fatma Şahin de tanıtım sırasında betonarme yapıların insanları yorduğunu, insanların yeniden toprakla ve komşuluk ilişkileriyle buluşması gerektiğini ifade etti.

Şimdi soruyorum:

Böyle bir fikir ortaya konulduğunda, daha ilk aşamada destek olmak yerine neden hemen eleştirmeye başlıyoruz?

Üstelik eleştirdiğimiz şey henüz tamamlanmamışsa…

Biraz bekleyelim.

İnşaat bitsin.

Çevre düzenlemesi yapılsın.

Bahçeler oluşturulsun.

Sosyal alanlar ortaya çıksın.

İnsanlar evlerine yerleşsin.

Projenin tamamını bir görelim.

Sonra hep birlikte konuşalım.

Eğer eksik varsa söyleyelim.

Eğer yanlış varsa eleştirelim.

Eğer düzeltilmesi gereken noktalar varsa dile getirelim.

Ama daha proje tamamlanmadan, sadece birkaç fotoğraf üzerinden “olmaz” demek, “rezalet” demek, “böyle proje mi olur” demek ne kadar doğru?

Bence burada biraz haksızlık yapılıyor.

Çünkü şehirler sadece bugünü düşünerek yönetilmez.

Şehircilik biraz da geleceği düşünmektir.

Bugün alışık olmadığımız bir yaşam modeli yarın başka şehirlerin örnek aldığı bir modele dönüşebilir.

Belki bu proje dört dörtlük olacak.

Belki zaman içerisinde bazı eksiklikleri görülecek.

Belki vatandaşın önerileriyle daha da geliştirilecek.

Bunların hepsi mümkün.

Ama bunun cevabını bugün, inşaat devam ederken veremeyiz.

Önce tamamlanmasını beklemek gerekiyor.

Gaziantep’in bugün ihtiyacı olan şeylerden biri de budur:

Eleştirmek ama yıkıcı olmadan eleştirmek…

Sormak ama peşin hüküm vermemek…

Beğenmemek ama daha ortada tamamlanmış bir eser yokken karar vermemek…

Çünkü sonuçta bu proje Gaziantep için yapılıyor.

Gaziantep’te yaşayan insanlar için yapılıyor.

Çocuklarımız, ailelerimiz, yaşlılarımız için daha farklı bir yaşam modeli oluşturulmak isteniyor.

O halde biraz sabır.

Biraz zaman.

Biraz anlayış…

Bırakalım proje tamamlansın.

Sonra hep birlikte bakalım.

Beğenmediysek yine söyleyelim.

Eksik gördüysek yine eleştirelim.

Ama bugün yapılması gereken, daha ilk günden projeyi yerden yere vurmak değil.

Bugün yapılması gereken biraz beklemek.

Çünkü bazen bir eseri eleştirmeden önce, onun tamamlanmasını beklemek gerekir.

Ve ben bu noktada sosyal medyada sürekli eleştiri yapanlara sadece şunu söylemek istiyorum:

Ya sabır!

Proje bir bitsin…

Sonra hep birlikte karar verelim.