Gaziantep’in Şahinbey ilçesine bağlı 60. Yıl Mahallesi, geçtiğimiz günlerde adeta bir cehennem sahnesine tanıklık etti. Evin içinde başlayan bir tartışma, yine tanıdık, yine acı ve kan donduran bir sonla bitti. 32 yaşındaki bir erkek, 27 yaşındaki eşi Merve’yi pompalı tüfekle hayattan kopardı. Yetmedi; eline geçirdiği silahla sokağa fırlayıp rastgele ateş saçtı. O dehşet anlarında, sokaktan geçen 3'ü çocuk 4 masum insan yaralandı.
Bu yazıyı kaleme alırken parmaklarım titriyor, kelimeler boğazıma düğümleniyor. Çünkü biliyoruz ki bu ne ilk, ne de son münferit olay.
Sadece Bir "Cinayet" Değil, Göz Göre Gelen Bir Düzen
Her kadın cinayetinin ardından aynı ezber cümleler kuruluyor, birkaç gün ekranları meşgul ediyor ve sonra derin bir sessizliğe gömülüyor. Oysa 60. Yıl Mahallesi'nde dökülen kan, sokaklara saçılan o saçmalar, bu ülkenin en büyük kanayan yarasının, cezasızlık algısının ve kadını birey olarak görmeyen hastalıklı zihniyetin somut birer ispatıdır.
Bir insan, hayat arkadaşını, çocuklarının annesini hayattan koparabiliyor. Ardından sokağa çıkıp hiçbir şey yokmuş gibi çocukları, insanları vurabiliyor. Bu vahşet normalleştirilemez. "Tartışma", "kıskançlık", "alınan anlık öfke" gibi bahanelerin arkasına sığınılarak bu canilikler meşrulaştırılamaz.
Asıl Enkaz: Arkada Kalan Yetimler
Bu trajedinin en acı, en sessiz ve en yakıcı tarafı ise geride kalanlar. Anneleri toprağa verilen, babaları bir katil olarak cezaevine giren o çocuklar... Onların hayatı bir anda karardı. O masum yavruların gözlerindeki korkuyu, "Annem nerede?" sorusunu hangi yasa, hangi ceza, hangi iyi hal indirimi geri getirebilir?
Bir annesiz, babasız bırakılan çocuk ordusu yaratılıyor bu ülkede. Onların geleceği, umutları, neşeleri o evden gelen silah sesleriyle birlikte yok edildi.
Bu Canilere Kim "Dur" Diyecek?
Soru çok net: Bu canilere kim dur diyecek?
Kadınları korumayan, yasaları kağıt üstünde bırakıp uygulanmayan mekanizmalar mı?
"Uzaklaştırma" kararlarını birer kağıt parçasından ibaret kılanlar mı?
Her cinayetten sonra başını başka yöne çeviren toplumsal duyarsızlık mı?
Artık kınama mesajları yayınlamak taziyelerde bulunmak yetmiyor. Kadın cinayetleri politiktir, bireysel birer sapkınlık olmaktan çıkıp toplumsal bir felakete dönüşmüştür. İstanbul Sözleşmesi ve benzeri koruyucu kalkanların tartışıldığı, yasaların failleri caydırmak yerine adeta cesaretlendirdiği bu sistem değişmedikçe daha çok Merve'ler hayatını kaybedecek, daha çok sokakta masum çocuklar yaralanacak, daha çok yuvaya kara bulutlar çökecek.
Merve’yi koruyamadık. Sokaktaki masum çocukların o dehşeti yaşamasına engel olamadık. Peki bundan sonra ne yapacağız?
Sessizliğin kıyısındayız; ya bu vahşete karşı topyekûn bir dur diyeceğiz ya da her gün yeni bir mahallede aynı caniliğin faturasını ödemeye devam edeceğiz.
Unutmayın; bu vahşete dur demeyen herkes, bu suçun bir kenarında ortaklık ediyordur.