Okullarda şiddetin gölgesinde büyümek ve her ailelerin eli yüreğinde çocuklarının başına ne geleceğini kestirememek. Eğitim görmeleri için gönderdiğimiz çatıda eğitimin harici her şeyle çocuklarımız her şeyle karşı karşıyalar bahçe dışındaki uyuşturucu tacirlerinin korkusunu geçtik her an can korkularımız başladı.

Sabahları evden çıkarken çocukların sırtına takılan o ağır çantaların içine kalem, defter, silgi konur. Ama son zamanlarda, görünmeyen ama ne yazık ki çok ağır bir yük daha biniyor o omuzlara: Korku.

Çocuklarımızı bilgiye, hayata, geleceğe hazırlansınlar diye emanet ettiğimiz okullar; maalesef bazen acı haberlerin, kavgaların ve en kötüsü silahların konuştuğu alanlara dönüşüyor. Eğitim yuvaları olması gereken binalar, ne ara endişe coğrafyasına evrildi? Bu soru, hepimizin içini acıtan ama artık ertelenemez bir şekilde yüzleşmemiz gereken ortak bir yara.

Güvenli Limanın Güvensizleşmesi

Okul, bir çocuğun aileden sonra adım attığı ilk büyük sosyalleşme alanıdır. Orada paylaşmayı, kuralları, dostluğu öğrenmesi gerekir. Ancak bugün gençlerimiz; akran zorbalığından dijital kültürün getirdiği şiddet özentisine, hatta ne yazık ki kolayca ulaşılabilen silahlara kadar çok büyük bir tehdit çemberinin ortasında kalmış durumda.

Bir anne veya baba için "çocuğunu okula uğurlamak", her gün kalbinin bir parçasını tehlikeye atmak gibi hissettirmemelidir. Okul bahçelerinden yükselen her silah sesi, sadece bir ailenin değil, bütün bir toplumun geleceğine sıkılmış bir kurşundur.

Nerede Yanlış Yapıyoruz?

Bu sorunun tek bir sorumlusu ya da tek bir sebebi yok; bu yüzden çözümü de tek boyutlu olamaz:

Caydırıcılık ve Denetim: Okul güvenliği sadece kapıdaki bir görevliden ibaret olamaz. Okul çevrelerinin denetimsizliği, dışarıdan gelebilecek tehlikelerin içeri sızmasına zemin hazırlıyor.

Şiddetin Normalleşmesi: Dijital dünyada, dizilerde ve sosyal medyada şiddetin bu kadar estetize edilmesi, genç zihinlerde "sorun çözme yöntemi" olarak silahı normalleştiriyor.

İletişim Kopukluğu: Çocuklarımızın ruh halindeki değişimleri, öfke patlamalarını veya taşıdıkları kaygıları zamanında fark edemiyoruz. Bazen en büyük eksiklik, onları gerçekten "dinleyememek" oluyor. Çünkü hayat anne ve babalarında eksikliği maalesef çünkü onlarda kendilerini her an telefon bağımlığısı gibi ellerinde düşürmüyorlar. Bir aileye baktığımız zaman annenin elinde telefon, babanın elinde telefon, çocukların elinde telefon nasıl yetişmelerini bekliyoruz.Allaha emanet yetişiyorlar sonrada bütün suç çocukların aslında değil çocuk temelden yetişmeli.

Kalemler Konuşmalı, Silahlar Değil

Geleceğimizi inşa etmesi gereken gençlerin ellerinde kalem yerine silahların anılması, hepimizin ortak utancıdır. Okulları yeniden sadece bilgi ve sevginin paylaşıldığı güvenli limanlar haline getirmek zorundayız.

Yöneticisinden öğretmenine, anne-babasından medya dünyasına kadar herkesin bu konuda üzerine düşen sorumluluk büyük. Çocuklarımıza bırakabileceğimiz en büyük miras, petrolden veya paradan ziyade güvenli bir dünyadır.

Unutmayalım; bir okulda silah konuştuğunda, aslında susan sadece adalet değil, insanlığın ortak geleceğidir. Çocuklarımızın hak ettiği tek ses, sınıflardan yükselen neşeli kahkahalar ve öğretmenlerin tebeşir sesidir.

Bu konuda en büyük görev ailelere düşüyor aileler çocuklarına eğitimini verirse çocuklar eğitilir.

Sözümü şu atasözü ile tamamlamak isterim Ağaç Yaş İken Eğilir.