Geçmişte asayiş ve suç istatistiklerinde adını genellikle listenin en üst sıralarında görmeye alışkın olduğumuz Gaziantep, son açıklanan verilere göre şiddet olaylarında Türkiye genelinde 11. sıraya gerilemiş durumda. İlk bakışta bu durum, kronikleşmiş bir sorunun hafifliyor olduğuna dair kulağa masum ve hatta umut verici bir teselli gibi gelebilir. "En azından zirveden indik" diyebiliriz. Peki, gerçekten bir iyileşme mi yaşıyoruz, yoksa sadece tablonun rengine bakıp altındaki derin yarayı göz ardı mı ediyoruz?
Konu insan hayatı, huzur ve toplumsal güvenlik olduğunda, 11. sıra asla arkaya yaslanıp "başardık" dememiz için yeterli bir derece olamaz. Gaziantep; sanayisiyle, ticaretin dinamizmiyle, binlerce yıllık köklü kültürüyle ve misafirperverliğiyle anılması gereken bir cazibe merkezidir. Bu kentin adının her an sokaklardaki öfkeyle, bireysel silahlanmayla veya şiddet ve sarsılmalarla anılması, bu coğrafyanın ruhuna haksızlıktır.
Neden hala bu listelerin üst sıralarındayız? Bu sorunun cevabını sadece kolluk kuvvetlerinin operasyonlarında aramak eksik kalır. Hızlı göç dalgaları, ekonomik dengesizlikler, işsizlik, genç nüfusun düştüğü çıkmazlar ve kentleşmenin getirdiği yabancılaşma, şiddeti adeta görünmez bir ur gibi büyütüyor. Sokakta, trafikte, aile içinde artan tahammülsüzlük, en küçük bir kıvılcımda koca bir infiale dönüşebiliyor. İnsanların birbirine olan güveni azaldıkça, sorunları çözme yöntemi olarak diyalog değil ne yazık ki şiddet ön plana çıkıyor.
On birinci sırada olmak, güvenlik güçlerimizin gayretlerini ve atılan adımları yok saymak demek değildir. Ancak bu tablonun tamamen tersine dönmesi, sadece polisin veya adaletin cezalandırıcı gücüyle çözülecek bir denklem değildir. Burada yerel yönetimlerden sivil toplum kuruluşlarına, kanaat önderlerinden her bir aile bireyine kadar büyük bir sorumluluk düşüyor. Herkes üstüne düşen görevi yaparsa su unsurlarımız ortadan kendiliğinden kalkacaktır. Âmâ insanlarımız görse de görmezden gelmeyi tercih ediyor ve şehrimiz yaşanılmaz bir hal alıyor.
Gençlerimizin enerjisini kana ve şiddete değil, üretime, sanata, üretime ve spora kanalize edemediğimiz sürece bu sıralamalar yer değiştirmekten öteye geçmez. Eğitim kalitesini artırmak, mahalle kültürünü yeniden canlandırmak, ruh sağlığı desteklerini yaygınlaştırmak ve en önemlisi adalet duygusunu sokakta hâkim kılmak zorundayız.
Gaziantep, Türkiye'nin ekonomik ve kültürel lokomotiflerinden biridir. Bu kentin iradesi, potansiyeli ve insanı şiddet istatistikleriyle anılmayı hak etmiyor. 11. sıra bir düşüşün göstergesi olabilir; ancak asıl hedefimiz bu listelerden adımızın tamamen silindiği, sokaklarında huzurun ve güvenin, çocukların gülüşünün yankılandığı bir kent yaratmak olmalıdır.
Unutmayalım ki, huzurun olmadığı yerde kazancın da kalkınmanın da bir anlamı kalmaz. Şimdi şapkamızı önümüze koyup bu rakamı sıfırlamak için hep birlikte düşünme vaktidir.