Bazen yaşadığımız olaylara bakıyorum ve gerçekten kendime şu soruyu soruyorum:

Biz ne zaman bu hale geldik?

Çocuklarımızın okulda olduğu saatlerde bile güvenliklerinden endişe eder hale geldik. Her gün yeni bir şiddet haberiyle karşılaşıyoruz. Bir anne evladını okula gönderirken “Bugün çocuğum sağ salim eve dönecek mi?” diye düşünüyorsa, burada hepimizin durup düşünmesi gerekiyor.

Mesele artık sadece bir okulda yaşanan kavga, bir öğrencinin öfkesi ya da münferit bir olay değil.

Mesele, çocuklarımızın şiddete ve silaha bu kadar kolay yaklaşabilmesi.

Ailelerin sorumluluğu var. Elbette var.

Çocuğunu tanımayan, davranış değişikliklerini fark etmeyen, arkadaş çevresini ve yaşadığı sorunları takip etmeyen bir aile yapısıyla bu mücadeleyi kazanamayız.

Ama bütün sorumluluğu aileye yükleyerek de bu sorunu çözemeyiz.

Okulun sorumluluğu var. Öğretmenin sorumluluğu var. Rehberlik servislerinin, sosyal hizmetlerin, güvenlik birimlerinin ve elbette devletin sorumluluğu var.

Bir çocuk şiddete yöneldikten, eline silah aldıktan ve bir felaket yaşandıktan sonra polisi çağırmak güvenlik değildir.

Asıl güvenlik, o çocuğun eline silah almadan önce tehlikeyi fark edebilmektir.

Burada eğitim sistemimizi de yeniden konuşmamız gerekiyor.

Öğrencinin okula geldiğinde öğrenci olduğunun belli olduğu, okulun bir disiplin ve eğitim yuvası olduğunun hissedildiği bir düzen neden olmasın?

Öğretmenin de okulun otoritesini, ciddiyetini ve saygınlığını temsil ettiği bir anlayış neden yeniden güçlendirilmesin?

Ben geçmişe övgü düzmek için bunları söylemiyorum.

Ama düzen, disiplin ve aidiyet duygusunu yeniden inşa etmek zorundayız.

Okul forması yalnızca bir kıyafet değildir. Çocuğa “Ben bugün okuldayım, burası benim eğitim alanım” duygusunu da verir.

Öğretmenin görünümü de yalnızca kıyafet meselesi değildir. Öğretmenin toplumdaki saygınlığı ve temsil ettiği makamla ilgilidir.

Elbette bunların hiçbiri tek başına şiddeti bitirmez.

Ama kuralsızlığın normalleşmesine de izin vermemeliyiz.

Bir başka önemli konu da okullarımızın güvenliği…

Her okula sürekli polis koymak tek başına çözüm olmayabilir. Ancak riskli bölgelerde, riskli okullarda ve ihtiyaç duyulan noktalarda etkin güvenlik tedbirlerinin alınması neden mümkün olmasın?

Güvenlik görevlisi, kamera sistemi, kontrollü giriş-çıkış, rehberlik hizmetleri, okul-aile iletişimi ve gerektiğinde kolluk kuvvetleriyle hızlı koordinasyon…

Bunların hepsi birlikte düşünülmeli.

Çünkü güvenlik, olay olduktan sonra müdahale etmek değil; olay olmadan önce tedbir almaktır.

Bir de çocuklarımıza nasıl bir toplum örneği sunduğumuzu düşünelim.

Bilginin, emeğin, çalışmanın ve üretmenin değerini yeterince anlatabiliyor muyuz?

Yoksa çocuklarımızın karşısına sadece görünür olmanın, bağırmanın, kavga etmenin ve ne pahasına olursa olsun dikkat çekmenin başarı gibi sunulduğu bir dünya mı çıkarıyoruz?

Çocuk ne görürse onu öğrenir.

O nedenle öğretmenimizi yeniden güçlendirmeli, bilimi ve eğitimi yeniden toplumun merkezine koymalı, çocuklarımıza “saygı görmek için şiddete değil; bilgiye, emeğe ve güzel ahlaka ihtiyacın var” diyebilmeliyiz.

Çünkü artık annelerin yüreği yanmasın.

Babalar evladını okula gönderirken korkuyla arkasından bakmasın.

Öğretmenler sınıfa girerken kendini güvende hissetsin.

Çocuklarımız okuldan eve döndüğünde biz de içimiz rahat bir şekilde “Çok şükür, evladım geldi” diyebilelim.

Yeter artık!

Bir çocuğun hayatı, bir annenin gözyaşı, bir öğretmenin güvenliği ve bir ailenin geleceği hiçbir tartışmadan daha önemli değildir.

Biz bugün önlem almazsak yarın çok daha ağır bedeller ödeyebiliriz.

O yüzden artık birbirimize şu soruyu sormamız gerekiyor:

Çocuklarımızı korumak için daha neyi bekliyoruz?

Çocuklarımız bizim geleceğimiz.

Onları kaybetmeden harekete geçelim