Türkiye’de yıllardır tartışılan ama bir türlü ciddi biçimde masaya yatırılmayan bazı kurumlar var. Esnaf odaları, ticaret ve sanayi odaları, çeşitli meslek kuruluşları, sendikalar ve özellikle şehir merkezlerindeki muhtarlıklar…
Peki soruyorum…
Bu kurumlar bugün gerçekten kuruluş amaçlarına uygun şekilde mi çalışıyor, yoksa zaman içerisinde kendi içerisinde ayrı bir güç ve makam düzeni mi oluşturdu? Ben bu soruyu özellikle esnaf ve meslek odaları açısından soruyorum. Çünkü sahada gördüğümüz tablo zaman zaman insanı düşündürüyor.
Aidat ödeniyor. Faaliyet belgesi alınıyor. Bir evrak gerektiğinde odaya gidiliyor. Peki bunun dışında vatandaşın, esnafın, tüccarın, sanayicinin hayatına dokunan ne var?
Kaç oda başkanı seçimden sonra esnafın kapısını çalıp, “Senin derdin nedir?” diye soruyor? Kaç esnaf, odasının kendisine gerçekten sahip çıktığını hissediyor?
Elbette işini iyi yapan, üyeleriyle iletişim halinde olan, ciddi projeler üreten odalar vardır. Onları ayrı tutuyorum. Ama sistemin tamamını sorgulamak gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü bugün oda seçimleri geldiğinde esnafın birbirine girdiğini, insanların kutuplaştığını, “Sen benim tarafımdasın, ben senin tarafında değilim” anlayışının ortaya çıktığını görüyoruz.
Peki neden?
Bir oda başkanlığı için neden insanlar birbirleriyle karşı karşıya geliyor? Neden yıllardır aynı koltuklar etrafında bu kadar büyük mücadele yaşanıyor? Çünkü ortada sadece bir başkanlık seçimi yok. Ortada zaman içerisinde oluşmuş bir yapı, ilişkiler ağı ve ciddi bir güç alanı var.
Bir önceki başkanın yıllar içerisinde oluşturduğu çevresi, tanışıklıkları, kurumlarla ilişkileri ve sistem içerisindeki tecrübesi doğal olarak yeni aday karşısında önemli bir avantaj oluşturuyor. Yeni gelen bir kişinin o sistemi değiştirmesi ise hiç kolay olmuyor.
Ve ortaya şu tablo çıkıyor.. Başkan değişiyor ama sistem değişmiyor. Meclis üyeleri seçiliyor. Yönetimler oluşuyor. Fakat çoğu zaman bütün ağırlık başkanın üzerinde toplanıyor. Başkan ne diyorsa o oluyor.
O zaman insan ister istemez soruyor… Meclis üyeliğinin, yönetim kurullarının ve bütün bu seçim yarışının anlamı nedir?
Benim düşüncem çok açık.. Eğer bir kurumun asıl görevi kamu hizmetine yakın bir hizmet üretmekse ve bu kurumun bütün temel giderleri üyelerden toplanan aidatlarla karşılanıyorsa, devlet bu sistemi baştan aşağı yeniden değerlendirmelidir.
Çünkü Türkiye’nin artık makam kavgasına değil, hizmete ihtiyacı var. Ve belki de en önemlisi.. İnsanları birbirine düşüren değil, insanları bir araya getiren kurumlara ihtiyacımız var.