Girne açıklarında sönen hayatlar ve sorgulanmayan ihmaller canlara mal oldu hesabını kim verecek.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin incisi Girne açıklarında yaşanan ve adeta bir karabasana dönüşen facia, yalnızca Akdeniz’in sularını değil, tüm ülkenin vicdanını sarstı. Taşucu’na gitmek üzere yüzlerce umutla Girne Limanı’ndan hareket eden katamaran tipi yolcu gemisinin kısa süre içinde su alarak alabora olması, bir kez daha "geliyorum" diyen ihmaller zincirini gözler önüne serdi. 259 yolcu ve 8 mürettebatı taşıyan o gemide yaşananlar; soğuk istatistiklerin, acı taziye mesajlarının ve ardı arkası kesilmeyen kınamaların ötesinde, insan hayatının ne kadar ucuz bir kuralla yönetildiğinin acı bir ifşasıdır.

Rakamlar, can yakan gerçeğin inatçı tanıklarıdır: 8 insanımız hayatını kaybetti, 241 kişi sağ salim kurtarıldı; ancak karanlık suların ve dipsiz dalgaların arasında izi aranan 18 canımız hâlâ kayıp. Kurtarılanların gözlerindeki şaşkınlık ve korku, limana akın eden ailelerin çığlıkları ve hastane koridorlarında tutulan nefesler, bu felaketin sadece denizde değil, toplumsal hafızamızda açtığı derin yarayı simgeliyor. Türkiye’den ve KKTC’den seferber edilen sahil güvenlik botları, helikopterler ve İHA’lar zamanla yarışırken, her geçen dakika o 18 insanın ailesi için ömrün en ağır, en işkence dolu saatleri anlamına geliyor.

Olayın ardındaki iddialar ise facianın bir "kader" olmadığını, aksine göz göre göre gelen bir insan hatası ve denetimsizlikler silsilesi olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Yolcuların daha seyrin başında geminin su aldığını fark ederek "Kaptana söyleyin geri dönsün, canımızı yolda bulmadık" feryatları, mesuliyet makamındakilerin kâr hırsını veya inatlaşmasını ne yazık ki durdurmaya yetmedi. Geminin teknik durumu, yaşlı gövdesi ve sert hava koşullarına rağmen o seyrin neden onaylandığı soruları, şimdi mahkeme salonlarında ve soruşturma dosyalarında yanıt arıyor. Kaptan ve mürettebattan bazı isimlerin gözaltına alınması, geride kalanların sönen ocaklarını, öksüz kalan çocukların gözyaşlarını geri getirmeyecek; ancak adaletin yerini bulması ve bu tür cinayet niteliğindeki ihmallerin cezasız kalmaması, toplumsal vicdanın tek tesellisi olacaktır.

Deniz, insanoğlu için hem ekmek kapısı hem de ezelî bir meydan okumadır. Lakin doğanın hırçınlığına karşı alınması gereken tedbirleri bütçeden, liyakatten ve denetimden kısarak bertaraf etmeye kalktığınızda, fatura her defasında masum insanların canıyla ödenir. 30 Ağustos gibi millî bir gururun ve zaferin kutlandığı bir günde, Kıbrıs’ta ilan edilen 3 günlük ulusal yas, bu acının ne kadar büyük ve derin olduğunun resmi kanıtıdır.

Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet; kederli ailelerine, yakınlarına ve tüm Kıbrıs halkına sabır ve başsağlığı diliyorum. En büyük temennimiz, arama kurtarma çalışmalarından gelecek sevindirici bir haberle o 18 kayıp canımızın sağ salim ailesine kavuşmasıdır. Ancak bu süreç tamamlandığında, soruşturmaların üstünün kapatılmasına asla izin verilmemeli; denizlerimizde insan taşımacılığı yapan tüm araçlar en sıkı, en şeffaf denetim mekanizmalarından geçirilmelidir. Çünkü hiçbir ticaret, hiçbir sefer, hiçbir kazanç tek bir insan hayatından daha değerli değildir. Deniz durulur, dalgalar diner; fakat adalet yerini bulmadıkça bu ülkenin vicdanındaki fırtına asla dinmeyecektir.