Okul kayıtlarındaki "Bağış" maskesi ve vicdan sınavına kim dur diyecek.

Eylül ayının yaklaşması, milyonlarca aile için heyecanlı bir telaşın olduğu kadar, maalesef korku dolu bir maratonun da başlangıcı demektir. Çocuklarını devlet okullarının kapısından içeri sokmaya hazırlanan veliler, Anayasa’nın "Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Eğitim kurumlarında sadece eğitim ve öğretim faaliyetleri yapılır" diyen 42. maddesini okuyarak büyüdüler. Ancak bu maddenin okul kapılarındaki gerçeklikle hiçbir bağı kalmadı.

Bugün Türkiye’nin dört bir yanında, özellikle büyükşehirlerdeki gözde devlet okullarının önünde bizzat veliler tarafından kurulan o görünmez barikatın adı bellidir: Kayıt parası.

Adına "bağış" deniyor. Hani şu hani hukuken "isteğe bağlı", vicdanen ise "zorunlu" olan o meşhur bağış.

Sistem, masum bir kılıfa büründürülerek işletilir. Okul idaresi karşınıza geçer, gayet nazik bir üslupla yüzünüze gülümser: "Devletimiz okullarımızın tüm ihtiyaçlarını karşılıyor ancak malum, imkânlar kısıtlı. Okulumuzun boya badanası, temizlik malzemesi, güvenlik giderleri var. Tabii ki bağışta bulunmak tamamen sizin gönlünüze kalmış. Zorunlu değil... Ama tabii ki bu katkıyı yapmazsanız, sınıf mevcudumuz dolu, çocuğunuzu başka bir okula yönlendirmek zorunda kalabiliriz ya da istediğiniz öğretmene kaydedemeyiz."

İşte bu cümle, eğitimin Anayasal bir hak olmaktan çıkarılıp bir pazarlık masasına meze edildiği andır. Bu, kibar bir dille yapılan açık bir şantajdır, zorbalıktır. Velinin o an omzuna binen yük, sadece maddi bir rakam değildir; çocuğunun geleceğiyle, arkadaşlarıyla, eğitimiyle tehdit edilmenin yarattığı çaresizliktir.

Dar Gelirlinin Kâbusu, Eşitsizliğin En Saf Hali

Eğitimde fırsat eşitliği dediğimiz kavram, bu masalarda toprağa gömülmektedir. Parası olan, binlerce liralık "bağış"ı (yani rüşveti) bastırıp çocuğunu en iyi öğretmenlerin bulunduğu, en temiz sınıflara kaydettirirken; asgari ücretle geçinen, evine ekmek götürmekte zorlanan dar gelirli vatandaş okul kapılarında boynu bükük kalmaktadır.

Bir baba veya annenin, çocuğunun kayıt belgesini eline alabilmek için esnaftan borç alması, kredi kartının son limitini zorlaması veya kuyumcuya koşması hangi vicdana sığar? Devlet okullarının temel giderleri (temizlik, kırtasiye, güvenlik, bakım) neden velinin sırtına yıkılır? Bakanlık genelgeleri her yıl "Kayıt parası kesinlikle yasaktır" diye başlasa da, bu kağıt üstündeki yasaklar okul duvarlarına çarpıp parça pinçik olmaktadır.

Kim Dur Diyecek?

Bu soru ortada öylece asılı duruyor: Kim dur diyecek?

· Milli Eğitim Bakanlığı’nın denetim mekanizmaları bu feryatları duymuyor mu?

· "Gönüllü bağış" adı altında suç işleyen, veliyi kapı kapı dolaştıran idareciler bu cesareti nereden alıyor?

· Yoksa devlet, okulların cari giderlerini karşılayamayacak kadar aciz mi ki, bu yükü en zayıf halkaya, yani vatandaşa yüklüyor?

Eğitim bir ülkenin geleceğidir. Geleceğini paraya satan bir toplum ise ruhunu satmış demektir. Okul kapılarında yaşanan bu vicdansızlığa sadece "velilerin sorunu" gözüyle bakamayız. Bu, tüm toplumun ortak yarasıdır.

Çocuklarımızın gözlerindeki umudu, velilerimizin cebindeki üç kuruşa göz dikerek söndürmeye kimsenin hakkı yok. Bu maskeli baloya, bu zorbalığa artık dur denilmelidir. Çünkü parası olanın okuduğu, parası olmayanın dışlandığı bir sistemde ne adalet kalır ne de gelecek.Tabiki her yıl kaleme alınsa bile idarecilerimiz yinede kendi bildiklerini doğru olduğunu sanarak yılmadan yollarına devam ediyorlar.