2025’i geride bıraktık. 2026’ya ise asgari ücrete yapılan zamla “merhaba” dedik. Kağıt üzerinde bakıldığında bir artış var, evet. Ancak sokağın gerçeğine indiğinizde bu artışın daha cebe girmeden eriyip gittiğini görmek için ekonomist olmaya gerek yok.
Asgari ücret zamlandı zamlanmasına ama hemen ardından iğneden ipliğe gelen zamlar adeta sıraya girdi. Market rafları her hafta yeniden etiketleniyor, benzin ve mazot fiyatları neredeyse günlük konuşulur hale geldi. Gıda, ulaşım, kira, aidat… Hangisini saysak insanın içi acıyor. Gelir artıyor ama giderler koşar adım kaçıyor.
Bir yanda asgari ücretle geçinmeye çalışan milyonlar, diğer yanda “bayram ikramiyesi ne kadar olacak” hesabı yapan emekliler var. İnsanlar artık ay sonunu değil, ay ortasını nasıl getireceğini düşünüyor. Emekli maaşı zaten yetmezken, ikramiye beklentisi de geçici bir nefes alma umuduna dönüşmüş durumda.
Peki bu zamlar neden durmuyor? Serbest piyasa denilerek her şeyin kendi haline bırakıldığı bir düzen mi bu? Eğer serbest piyasa buysa, vatandaş bu piyasanın neresinde duruyor? Çünkü serbest olan sadece fiyatlar; maaşlar, gelirler, alım gücü serbest değil, tam tersine baskı altında.
Bir binada oturuyorsunuz, aidatlara yüzde yüzü aşan zamlar yapılıyor. Kimseye soran yok, denetleyen yok. “Elektrik arttı, temizlik pahalandı, personel maliyeti yükseldi” deniliyor. Doğru, onlar da zamlı. Ama vatandaşın geliri aynı hızla artmıyorsa bu yük kimin sırtına binecek? Cevap belli: yine dar gelirlinin.
Asıl soru şu.. Bu zamların önüne kim, nasıl geçecek? Devlet mi, yerel yönetimler mi, denetim mekanizmaları mı? Yoksa herkes kendi kaderine mi terk edilecek? Eğer bugün bu gidişe “dur” denmezse, yarın asgari ücret konuşulmaz olacak; çünkü asgari ücretle yaşamak bir hayal haline gelecek.
Birilerinin artık harekete geçmesi gerekiyor. Denetimlerin artırılması, fırsatçılığın önüne geçilmesi, temel gıda ve enerji kalemlerinde vatandaşın korunması şart. Aksi halde bu zam yağmuru sadece cüzdanları değil, toplumun umutlarını da silip süpürecek.
2026’ya girdik ama görünen o ki yük yine vatandaşın omzunda.