Öncelikle şunu söyleyeyim, Yeni Parti Gaziantep Milletvekili Melih Meriç'e yönelik bıçaklı saldırıyı şiddetle lanetliyor ve kınıyorum. Dilerim en kısa zamanda sağlığına kavuşur.

Melih Meriç, Gaziantep Milletvekilleri arasında sahada en sık görünen, halkın sorunlarını duyan ve gerekirse Meclis'e taşıyan, muhalefet milletvekili olmasına rağmen, elinden geldiğince çözüm odaklı çalışan bir siyasetçi. Vekiller arasında en fazla kim halkın içinde derseniz, hiç düşünmeden Melih Meriç cevabını veririm.

Genel Başkan Özgür Özel Yeni Parti'nin Gaziantep örgütlenmesinde görevi Melih Meriç'e vermesinden sonra, kendisiyle yaptığımız bir telefon görüşmesinde, "İlçe başkanları kim olacak" sorum üzerine, "Siyasette kirlenmemiş, gerekirse yeni isimler olacak" demişti.

Elinden geldiğince de öyle yaptı. Doğrusu da, yanlışı da sonuçta kendisine yazacak. Kazanç olacaksa da kendisinin, kayıp olacaksa da kendisinin.

Melih Meriç, verdiği bu radikal kararın bedelini ağır ödedi. Oğuzeli'nde başkanlık vermediği, 27 suç kaydı bulunan Seydi Ahmet Keleş'in bıçaklı saldırısına uğradı ve şimdi canıyla cebelleşiyor. Solunum yollarındaki sıkıntısı korkulacak seviyede olmasa da, doktorlar tedbir amaçlı entübeyi uygun gördü ve tedavisi şu anda beklendiği gibi gidiyor.

Gelelim saldırı öncesi ve sonrasına. 18.23'degerçekleşen saldırıyı, 18.27'de haber aldım, bir iki kanaldan doğrulattıktan sonra, 18.34'de Gaziantep'e duyurdum. Hemen ardından detaylara yoğunlaştım.

Saldırının Seydi Ahmet Keleş tarafından gerçekleştiğini, herkes durumu iyi derken, ben bağırsakları dışarıda hastaneye kaldırılan Meriç'in durumunun ağır olduğunu ve ameliyata alındığını da Gaziantep'e duyurdum. Saldırı öncesinde, Meriç-Keleş arasında tehdit ve küfür dolu telefon görüşmesi gerçekleştiğini, Meriç'in konum isteyerek Akkent'deki saldırı noktasına geldiğini, tüm detaylarıyla yazdım, paylaştım. Verdiğim bilgiler ile sadece halk değil, meslektaşlarım için de hızlı ve doğru bilgi akışını sağlanmasına katkıda bulundum.

Melih Meriç gibi, beyefendi, kariyerli, düzgün bir ismin, 27 suç dosyası bulunan sokak kabadayısına uyması tabiki hata. Uymaması, onunla muhatap olmaması gerekiyordu. Kavga anlarını şok geçirerek izledim. Eminim, Melih Meriç sağlığına kavuşup görüntüleri izlediğinde, kendisi de bu hataya nasıl düştüğüne üzülecektir. Ama, akacak kan damarda durmuyor işte. Olacağı varmış, oldu.

Benim dikkat çekmek istediğim konu bambaşka. Yeni Parti'in çiçeği burnunda İl Başkanı Erhan Deniz Güngen, bu olayda ilk sınavını verdi. Saldırıyı duyar duymaz hastaneye koşup, basın açıklaması yaparken kullandığı, "Demokrasiyi hazmedemeyenler ve partimizin önünü kesmek isteyen bazı kesimler tarafından gerçekleşen saldırı" benzetmesine doğal olarak takıldım.

Saldırıyı kimin hangi niyetle gerçekleştirdiği ortadayken, siyasette ilk günlerini yaşayan Güngen'in, bu işten siyasi rant elle etmek için, iktidarı hedef almasını anlayamadım ve eleştirdim. Bunu sosyal medyadan da paylaştım.

Benim paylaşımımdan bir kaç saat sonra da, Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı, Güngen hakkında "Halkı yanıltıcı bilgi yayma" suçundan soruşturma başlattı ve kendisini ifadeye davet etti.

Basın açıklamasında isim vermese de, iktidarı hedef aldığı çok net belli olan Güngen, emniyette verdiği ifadede ise, "Bazı kesimler" ile kast ettiği kişinin, Seydi Ahmet Keleş olduğunu söyledi. Karakolda doğru söyler, mahkeme şaşar derler ya, tam öyle oldu. Yaptığı açıklamanın arkasında duramadı, kolayı seçip, kurtulmayı denedi.

Oysa, "Demokrasiyi hazmedemeyenler ve partimizin önünü kesmek isteyen bazı kesimler tarafından gerçekleşen saldırı" sözüyle kast edilen bazı kesimin Seydi Ahmet Keleş olmadığı çok net ortada.

Güngen ifadesini verdikten sonraki basın açıklamasında beni hedefine koydu. Aynı şekilde, çok sayıda partili de sosyal medyada hakkımda ağır eleştirilerde bulundu. Onların ne söyledikleri önemli değil. Biz alışmışız bunlara, doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar, bunu biliyorum...

Şunu söylemek istiyorum. Erhan Deniz Güngen, ilk sınavında sınıfta kaldı. Bunu Malatya Milletvekili Veli Ağbaba da hissetmiş olmalı ki, hastane koridorlarında Güngen'i bir köşeye çekmiş, hem üslubu, hem de hal ve hareketlerinden dolayı sert dille uyarmış.

Bakın, dünya görüşümüz birbirine taban tabana zıt Fulya Mısırlıgil, bu konuyla ilgili yazısında neler söylemiş, dikkatinize sunuyorum.
“Sosyal medya paylaşımlarındaki yorumlar yerine açıklamanın tamamını ve gerçek ifadeleri esas alın.” tavsiyelerine uyarak dünkü açıklamaları ile bugünkü açıklamalarını yan yana koyup esas aldım.
Hastane önünde, “Bu saldırı bütün partililerimize yapılan bir saldırıdır. Demokrasiyi hazmedemeyen, bu partinin büyümesini hazmedemeyen bazı kesimler maalesef bu saldırı yöntemiyle partimizin önünü kesmeye çalışmışlardır.” diyerek yaşananları bir kişiye yönelik saldırının ötesine taşıyıp açıkça siyasi bir zemine yerleştiren söylemi ile, bugün “Hiçbir siyasi partiyi hedef alan ifade bulunmamaktadır.” açıklamasını hangi bağlamda okumamız gerekiyor?
Peki yorum yapmadan tavsiyelerine sadık kalıp yalnızca “gerçek ifadeleri” esas alalım.
Dün sözünü ettiği “Demokrasiyi ve partinin büyümesini hazmedemeyen bazı kesimler” kimdi?
Bu “kesimler” siyasi bir anlam taşımıyorsa, partinin büyümesiyle ne ilgileri vardı?
Ve saldırıyı siyasi bir bağlama yerleştiren bu cümleleri sosyal medya kullanıcıları mı kurdu?
Ortada henüz yeterli bilgi yokken saldırıya siyasi bir saik yükleyip, partinin önünü kesmeye çalışan bir karşı taraf tarif ederek olaya siyasi bir amaç atfetmiş olmaları,
sözünü ettikleri bu algının bizzat kaynağı olmuş olabilir mi acaba…
Velhasıl, yüksek perdeden konuşmak kolay.
Asıl siyasi basiret, söylediğiniz sözün yarın doğuracağı sonucu bugün öngörebilmektir.
Soruşturmanın ardından yayımlanan açıklamayla söylem yönetimindeki zaaf da görünür olmuş.
İl Başkanlığı, ne söylediğini, neden söylediğini ve söylediğinin arkasında ne kadar durabileceğini bilme makamıdır.
Yoksa sorarlar adama “Söylediğiniz söz mü değişti, sözünüzün arkasında durduğunuz yer mi?”
Bir Gaziantep deyimi bırakalım buraya, “Dilim, bana giydirir kilim.”
Dahası, bir milletvekili hastanede canıyla, sağlığıyla uğraşırken ne gerek var hastane önünü siyasi bir kürsüye çevirmeye?
Biraz sağduyu, biraz mahremiyete saygı çokça da liyakat lazım bize…