Sıcak bir yazın ardından “soğuk bir kış bizi bekliyor” desek de, maalesef beklenen kış hâlâ kapıyı çalmadı. Hava şartlarının mevsim normallerinden bu kadar sapması, artık hepimizin dikkatini çeker hale geldi. Yaşadığımız bu doğa düzensizliği öyle bir noktaya ulaştı ki, Gaziantep’in alışık olmadığı fıstık üvezi dahi ortaya çıktı. Eskiden dördüncü mevsimi hissederdik; şimdi ise mevsimler birbirine karışmış durumda.
Kasım ayının sonuna geldik… Normalde bu günlerde yağmurun kendini göstermesi, havanın sertleşmesi, doğanın kışa hazırlanması gerekirdi. Oysa yağmur birkaç damla görünüp kayboluyor, soğuk ise uzak bir misafir gibi bekletiyor. Meteorolojik tahminlere göre yılbaşına kadar havanın bu şekilde gitmesi bekleniyor. Ve açıkça söylemek gerekirse, bu tablo hiç de iç açıcı değil.
Kuraklık artık kapıda değil, eşiğimize dayanmış durumda. Baraj seviyeleri düşüyor, toprağın suya olan ihtiyacı artıyor, çiftçinin gözü gökyüzünde. Kışın kış gibi yaşanmadığı, yağmurun toprağa can vermediği her gün, yazın daha zor geçeceğinin habercisi.
Mevsimler, yaratılışın dengesiyle anlam kazanır. Kışın soğuğu, yazın sıcağı birbirini tamamlayan döngülerdir. Bugün o döngü bozuluyor. Kışı kışın, yazı yazın yaşamak hem doğa için hem insan için çok daha sağlıklı. Çünkü doğa uyurken uyumalı, uyanırken uyanmalı.
Bugün şikâyet ettiğimiz sıcak hava, yarın çok daha büyük sorunların başlangıcı olabilir. Kuraklık sadece çiftçinin değil, hepimizin meselesi… Belki de bu düzensizlik bize bir kez daha hatırlatıyor. Doğayla uyumlu yaşamazsak, doğa da bizimle uyumlu olmaz.