Ancak kentin gastronomi rotalarının gölgesinde kalan, binlerce yıllık geçmişe sahip doğal ve tarihi alanlar da bulunuyor. Şehir merkezinin yoğunluğundan uzak bu noktalar; tarihi kalıntıları, arkeolojik zenginlikleri ve doğal güzellikleriyle dikkat çekmesine rağmen henüz yeterince tanınmıyor.

Gaziantep’in farklı ilçelerinde bulunan Hancağız Barajı, Tilmen Höyük, Yesemek Açık Hava Müzesi, Dülük Antik Kenti ve Karkamış Antik Kenti, kentin yalnızca gastronomisiyle değil, tarih ve doğa turizmiyle de önemli bir potansiyele sahip olduğunu ortaya koyuyor. Kenti gezmek için gelen birçok ziyaretçi ise bu değerleri görmeden Gaziantep’ten ayrılıyor.

Gaziantep’in Unutulmuş Rotaları

Gaziantep’in Nizip ilçesinde bulunan Hancağız Barajı, sakin atmosferi ve etkileyici manzarasıyla kentin az bilinen doğal alanları arasında yer alıyor. Özellikle gün batımında farklı bir görünüme kavuşan bölge, doğayla iç içe vakit geçirmek ve fotoğraf çekmek isteyenler için dikkat çekici bir rota oluşturuyor.

Şehir merkezinin kalabalığından uzaklaşmak isteyen bazı vatandaşların sık uğradığı Hancağız Barajı, doğal güzellikleriyle ziyaretçilerini bekliyor. Bölge, daha fazla tanıtılması halinde Gaziantep’in alternatif turizm rotalarından biri olabilir.

İslahiye’nin Binlerce Yıllık Mirası

Gaziantep’in İslahiye ilçesinde bulunan Tilmen Höyük, Hitit dönemine uzanan tarihi geçmişiyle önemli arkeolojik alanlar arasında gösteriliyor. Binlerce yıllık geçmişe ışık tutan höyük, kentin tarihi zenginlikleri içinde önemli bir yere sahip olmasına rağmen yeterince tanınmayan noktalar arasında bulunuyor.

İslahiye’de yer alan Yesemek Açık Hava Müzesi ise binlerce yıllık geçmişi ve taş işçiliğiyle dikkat çekiyor. Antik dönemden kalma heykel atölyeleri ve arkeolojik kalıntılarıyla farklı bir deneyim sunan Yesemek, Gaziantep’in tarihi mirasını yakından görmek isteyenler için önemli duraklardan biri olarak öne çıkıyor.

Dülük’te Tarihin İzleri 600 Bin Yıl Öncesine Uzuyor

Gaziantep kent merkezinin yaklaşık 10 kilometre kuzeyinde bulunan Dülük Antik Kenti, geçmişte güney, kuzey, doğu ve batıdan uzanan önemli ticaret yollarının kesiştiği noktada yer alıyordu.

Dülük, Asurlular döneminde Mezopotamya’dan Kilikya’ya uzanan yolun, Helenistik ve Roma dönemlerinde ise Antakya ve Kilikya’dan Zeugma’ya ulaşan ticaret yollarının güzergâhında bulunuyordu. Bu stratejik konumu, bölgenin tarih boyunca önemli bir yerleşim ve inanç merkezi olmasını sağladı.

Keber Tepe’de yürütülen bilimsel kazılarda Paleolitik döneme ait çakmaktaşı aletler ile bu aletlerin üretildiği atölyeler ortaya çıkarıldı. Özgün özellikleri nedeniyle bu taş aletler, bilimsel literatürde “Dülükien” olarak adlandırıldı.

Bölgede barınma amacıyla kullanılan Şarklı Keber Mağarası’nın ise MÖ 600 bin yıllarına tarihlendiği belirtiliyor. Mağara, bu özelliğiyle dünyanın en eski yerleşim alanlarından biri olarak gösteriliyor.

Kaya Mezarları ve Antik İnanç Merkezi

Keber Tepe’nin karşı yamaçlarında bulunan nekropol alanında çok sayıda kayaya oyulmuş oda mezarı yer alıyor. Bazı mezarların ön odalarına taş basamaklarla inilerek ulaşılıyor. Mezarların içerisinde lahitler bulunurken, bazı yapılarda dini ve mitolojik konulu kabartmalar dikkat çekiyor.

Kabartmalardan birinde, ruh anlamına gelen Psikhe’ye Hermes’in eşlik ettiği ve ölünün ruhunu yer altı dünyası Hades’e götürmesi için yol gösterdiği tasvir ediliyor. Nekropol alanının doğusunda iki kaya kilisesi, Dülük köyünün doğusunda ise antik taş ocakları bulunuyor.

Dülük, tarih boyunca Teşup, Zeus ve Jüpiter Dolikhenos inançlarının önemli kült merkezlerinden biri oldu. Hitit İmparatorluk döneminde bölgede gök ve fırtına tanrısı Teşup’a ait bir tapınağın bulunduğu biliniyor.

Teşup, taş kabartmalarda sol elinde şimşek demeti, sağ elinde çift ağızlı balta tutarken boğa üzerinde tasvir edildi. Helenistik ve Roma dönemlerinde ise tanrının işlevinin aynı kaldığı, ancak adının Zeus ve Jüpiter olarak değiştiği belirtiliyor.

Roma askerleri tarafından büyük saygı gören Jüpiter Dolikhenos kültü, askerlerin güç kazanmak amacıyla tanrının küçük heykelciklerini kolye olarak boyunlarına takmasıyla Roma’ya kadar yayıldı.

Dülük Antik Kenti’nde arkeolojik kazılar, Münster Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Michael Blömer başkanlığında Keber Tepe’de devam ediyor.

Karkamış Medeniyetlerin Kavşağında Yer Aldı

Gaziantep’in sınır hattında, Fırat Nehri’nin batı kıyısında bulunan Karkamış Antik Kenti, Yakın Doğu arkeolojisinin en önemli yerleşim alanları arasında gösteriliyor.

Anadolu’yu Mezopotamya ve Mısır’a bağlayan yolların kavşağında ve Fırat kıyısında bulunması nedeniyle tarih boyunca önemli bir konuma sahip olan Karkamış, aynı zamanda birçok istilaya ve tahribata da sahne oldu.

Karkamış’taki ilk yerleşim izlerinin Neolitik döneme kadar uzandığı belirtiliyor. MÖ 2. bin yılın ortalarından itibaren Hititlerin ilgi alanına giren kent, Hitit İmparatorluğu’nun yıkılmasının ardından kurulan Geç Hitit krallıkları arasında en güçlü merkezlerden biri haline geldi.

Antik kent, Fırat Nehri kıyısındaki yükseltiden başlayarak güneye ve batıya doğru uzanıyor. Kentin içinden doğu-batı yönünde geçen demiryolu ise bugün Türkiye-Suriye sınırını oluşturuyor. Karkamış’ın akropolü ve yukarı şehir bölümü Türkiye’de, aşağı şehir bölümü ise Suriye sınırları içerisinde bulunuyor.

Karkamış’ta Binlerce Yıllık İzler Ortaya Çıkarıldı

Hitit İmparatorluğu’nun MÖ 1195 yılı civarında yıkılmasının ardından bölgenin en güçlü bağımsız krallıklarından biri haline gelen Karkamış, MÖ 717’de Asur Kralı II. Sargon tarafından yerle bir edildi.

Kentte yerleşim Helenistik ve Roma dönemlerinde de devam etti. Ancak zamanla önemini kaybeden Karkamış terk edildi.

Antik kentte gerçekleştirilen kazılarda MÖ 1. bin yıla ait çok sayıda Luvi hiyeroglif yazıtı, kil tablet, yürüyen aslan, kanatlı boğa ve kanatlı keçi-boğa figürlerinin yer aldığı kabartmalı taşlar ile mozaik tabanlar ortaya çıkarıldı.

Gaziantep'in asırlık mirası Bey Mahallesi
Gaziantep'in asırlık mirası Bey Mahallesi
İçeriği Görüntüle

Çoğunluğu Geç Hitit dönemine ait kabartmalarda; Tanrıça Kubaba, askerler, rahipler, çeşitli hayvanları taşıyan kişiler, prensler, savaş arabaları ve koruyucu hayvanlar tasvir ediliyor. Bu eserler, MÖ 1. bin yılın başlarındaki yaşam biçimi, kıyafetler ve kültürel yapı hakkında önemli bilgiler sunuyor.

Karkamış’ta bulunan kabartmaların büyük bölümü bugün Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi ile Gaziantep Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor.

Mayınlı Bölgeden Arkeoparka Uzanan Yol

Binlerce yıllık geçmişiyle birçok medeniyete ev sahipliği yapan Karkamış Antik Kenti, 1699 yılında keşfedildi. Antik kentte 1910’lu yıllarda Britanya Müzesi tarafından birçok kazı çalışması gerçekleştirildi.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanının ardından askerî yasak bölge ilan edilen Karkamış, uzun yıllar mayınlı alan olarak kaldı. Mayın temizleme çalışmalarının tamamlanmasının ardından 2012 yılında arkeolojik kazılar yeniden başlatıldı.

Türk ve İtalyan arkeologlardan oluşan ekip tarafından yürütülen kazılar; Gaziantep Valiliği, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, SANKO Holding ve İtalya Dışişleri Bakanlığı’nın destekleriyle gerçekleştiriliyor.

Prof. Nicolo Marchetti başkanlığında ve Prof. Dr. Hasan Peker’in koordinasyonunda yürütülen çalışmalar; Bologna, İstanbul ve Gaziantep üniversitelerinin iş birliğiyle sürdürülüyor. Kazılarda gün yüzüne çıkarılan Geç Hitit Saray Alanı’na koruyucu çatı yapılırken, Karkamış Arkeopark Alanı da ziyaretçilere açıldı.

Gaziantep’in az bilinen bu doğal ve tarihi alanları, kentin yalnızca gastronomisiyle değil, binlerce yıllık geçmişi, arkeolojik mirası ve doğal güzellikleriyle de keşfedilmeyi bekleyen önemli bir turizm potansiyeline sahip olduğunu gösteriyor.

Kaynak: Haber Merkezi