Mayıs ayının ortalarına yaklaşırken, sadece Gaziantep’te değil, Türkiye’nin dört bir yanında yaşanan şiddetli yağışlar, fırtınalar ve ceviz büyüklüğündeki dolu yağışı, sıradan meteorolojik olaylar olarak geçiştirilemeyecek kadar derin izler bırakıyor. Özellikle Gaziantep’te önceki gün yaşanan o şiddetli fırtına… Çatılar uçtu, ağaçlar devrildi, araçlar zarar gördü. Çok şükür ki can kaybı yaşanmadı. Ama geride kalan tablo, hem maddi hem de manevi olarak ağır bir hasar bıraktı.
Aslında bu yaşananlar ilk değil.
Daha dün gibi hatırlıyoruz; tüm dünyayı sarsan pandemi sürecini… Ardından hepimizin yüreğine ateş düşüren 6 Şubat Depremleri… Şimdi de doğanın farklı bir yüzüyle karşı karşıyayız. Yağmurun rahmet olduğu topraklarda, artık afet boyutuna ulaşan sağanaklar, dolular ve fırtınalar konuşuluyor.
Peki tüm bunlar bize ne anlatıyor?
Belki de uzun zamandır görmezden geldiğimiz bir gerçeği yüzümüze vuruyor: Denge bozuldu. Sadece doğanın dengesi değil, insanın kendi iç dengesi de…
Bugün insanlar, hayatın gerçeklerinden çok sanal dünyanın içinde kaybolmuş durumda. Sosyal medya ekranlarında geçirilen saatler, gerçek hayatın önüne geçmiş durumda. Oysa doğa, tüm gücüyle “ben buradayım” diyor. Ve her geçen gün sesini biraz daha yükseltiyor.
Bu yaşananları sadece “hava olayı” olarak görmek büyük bir eksiklik olur. Çünkü her afet, aynı zamanda bir uyarıdır. Bir hatırlatmadır. İnsanlara, sınırlarını, sorumluluklarını ve hayatın gerçek yüzünü yeniden düşünmeleri için verilen bir fırsattır.
Belki de artık durup düşünme zamanı…
Kendimize dönme zamanı…
Hayatı sadece ekranlardan ibaret sanmaktan vazgeçme zamanı… Çünkü doğa konuşuyor. Asıl soru şu.. Biz dinliyor muyuz?