Kurban ibadetine sayılı günler kala, çarşıda pazarda sadece hayvan değil; umut, hesap ve endişe de alınıp satılıyor adeta. Özellikle Gaziantep gibi üretimin, ticaretin ve paylaşmanın güçlü olduğu bir şehirde bile vatandaşın ilk yaptığı şey artık kurbanlık seçmek değil, cebini yoklamak oluyor.
Bu yıl kilogram fiyatlarının 300 ile 400 TL arası şekillenmesi, dar ve orta gelirli vatandaş için ciddi bir sınav anlamına geliyor. Kurban ibadeti, sadece dini bir vecibe değil; aynı zamanda yardımlaşmanın, paylaşmanın ve toplumsal dayanışmanın en güçlü simgelerinden biri. Ancak rakamlar büyüdükçe, bu manevi atmosferin gölgesine ekonomik gerçekler düşüyor.
Tam da bu noktada, Mehmet Tahmazoğlu’nun açıkladığı 320 TL’lik kurbanlık fiyatı, piyasaya göre daha dengeli bir seçenek olarak öne çıkıyor. Her yıl benzer adımlar atan Tahmazoğlu’nun bu yaklaşımı, sadece bir fiyat politikası değil; sosyal belediyeciliğin sahadaki karşılığı olarak değerlendirilmeli. Çünkü mesele sadece kurban kesmek değil, o ibadete herkesin erişebilmesini sağlamak.
Ancak şu gerçeği de göz ardı etmemek gerekiyor: Vatandaş artık “kurban alabilir miyim?” sorusundan çok, “ne kadarını karşılayabilirim?” sorusunu soruyor. Hisseli kurbanlıklar, ortak kesimler ve alternatif çözümler her zamankinden daha fazla konuşuluyor. Bu da aslında ekonomik daralmanın, ibadet alışkanlıklarına bile nasıl yön verdiğini açıkça gösteriyor.
Kurban Bayramı; paylaşmanın bayramıdır. Ama paylaşabilmek için önce sahip olmak gerekir. Bugün birçok aile için asıl mesele, kurbanın etini dağıtmak değil; o kurbanı alabilecek gücü bulabilmek.
Belki de bu bayramın en büyük sınavı burada gizli: İmkanı olanın daha fazla hatırlaması, olmayanın ise mahcup edilmeden desteklenmesi…
Çünkü kurban sadece bir ibadet değil; vicdanın, merhametin ve toplumsal dayanışmanın en somut halidir.