Hepimiz artık dijitalleşen dünya ile birlikte zamanımızın büyük bir bölümünü sosyal medyada geçiriyoruz. Sosyal medya için bir hobi değil de hayatın olmazsa olmazı desek, sanırım abartmış olmayız.
Biz gazeteciler açısından sosyal medya; hem önemli bir haber kaynağı hem de ciddi bir istihbarat alanı. Elbette işin bir de madalyonun öteki yüzü var. Sosyal medyayla birlikte herkesin gazetecilik yapmaya çalıştığı bir ortam oluştu. Bu durum, “gazetecilik bitiyor” yorumlarını da beraberinde getirdi. Ancak ben tam tersini düşünüyorum. Doğru bilgiyi, hızlı ve teyitli şekilde aktaran gazeteciler bu yeni düzende daha da öne çıkıyor.
Ucu bucağı olmayan sosyal medya mecralarında yalan ve dezenformasyonun çığ gibi büyüdüğü anlarda, doğru bilgiyi aktaran gazetecilerin kıymeti çok daha iyi anlaşılmalı.
Gelelim asıl meseleye; yani Gaziantep’in asayişiyle ilgili algıya ve olguya…
Suriye iç savaşının başladığı 2012 yılından itibaren, özellikle 2015 sonrası Gaziantep’in güvenliği ve asayişi sıkça tartışılır hale geldi. DEAŞ’ın kına gecesi katliamı sonrası kent; güvensiz, ajanların ve terör örgütlerinin cirit attığı, uyuşturucu başta olmak üzere birçok yüz kızartıcı suçun işlendiği bir şehir olarak algılanmaya başladı. Bireysel silahlanmaya bağlı aile içi ve toplumsal olayların fazlalığı da bu algıyı pekiştirdi.
Birçok suç türünde Gaziantep’in ön sıralarda yer alması, hatta zaman zaman İstanbul’la kıyaslanması, bu algının oluşmasında etkili oldu. Kentin jeopolitik konumu, yoğun mülteci akını ve değişen demografik yapı da bu tablonun önemli nedenleri arasında yer aldı.
Birkaç ay önce, Gaziantep’in bu sorunlarını ele aldığım bir yazı kaleme almıştım. Yazının ardından İl Emniyet Müdürü Celal Özcan beni çaya davet etti. Son birkaç yılda asayiş ve güvenlik alanında yapılan çalışmaları rakamlarla anlatarak, Gaziantep’in “güvenli şehir” olma yolunda ciddi adımlar attığını ifade etti.
Geçtiğimiz hafta da Vali Kemal Çeber; Garnizon Komutanı Tuğgeneral Halil Şen, İl Emniyet Müdürü Celal Özcan ve bazı daire müdürlerinin katılımıyla 2025 yılı değerlendirme toplantısı yaptı.
Vali Çeber, toplantıda dikkat çekici bir veriyi paylaştı. Gaziantep’te, özellikle mala karşı işlenen suçlar başta olmak üzere, asayiş olaylarının bir önceki yıla göre yüzde 30 oranında azaldığını açıkladı. Bu, küçümsenmeyecek derecede önemli bir istatistik.
Bununla da yetinmedi. Özellikle aranan şahıslara yönelik operasyonların ciddi şekilde arttığını, sahadaki polis sayısı ve ekip yoğunluğunun yükseltilmesinin asayişteki bu gerilemenin temel nedenleri olduğunu vurguladı.
Ben de tam bu noktada şu soruyu sordum:
Bir önceki yıla göre asayiş olaylarında yüzde 30 gibi ciddi bir düşüş varken, Gaziantep neden hâlâ güvensiz şehir olarak algılanıyor?
Vali Çeber, algı yönetimi konusunda özellikle gazetecilere önemli görevler düştüğünü, kendilerinin de bu konuda daha fazla çalışma yapacağını belirterek, rakamların açık ve net olduğunu ifade etti.
Bugün Gaziantep’te sokağa çıktığınızda hemen her kavşakta bir polis ekibi görmek, kentin belirli noktalarında sürekli denetimlerle karşılaşmak, insana psikolojik olarak da güven veriyor. Asayiş olaylarındaki yüzde 30’luk azalmayı da dikkate aldığımızda, 2026 yılında Gaziantep’in güvenliğiyle ilgili algının, gerçeklerle birlikte değişeceğine inanıyorum.
Gaziantep’in güvenliğiyle ilgili olgu ortada. Emniyet ve jandarmanın yoğun emeği, fedakârca çalışması sahaya net şekilde yansımış durumda. Ancak algının değişmesi sadece güvenlik birimlerinin çabasıyla değil; doğru bilginin paylaşılması, sorumlu habercilik ve toplumun tüm kesimlerinin katkısıyla mümkün.
Gerçekleri görmezden gelen algılar değil, rakamlarla ve sahadaki tabloyla desteklenen olgular konuşmalı. Gaziantep bunu fazlasıyla hak ediyor.