2023 yılında dezenformasyonla mücadele kapsamında, hem geleneksel hem de sosyal medyayı kapsayan; yalan haber yapılmasını ve yayılmasını önlemeyi amaçlayan bir yasa çıkarıldı. Temiz medya, şeffaf yayıncılık, doğru haber ve daha nitelikli gazetecilik adına hepimiz bu düzenlemeyi destekledik.
Aradan üç yıl geçti. Dezenformasyon Yasası yürürlükte; ancak uygulanabilirliği konusunda somut ve tatmin edici adımların atılıp atılmadığı hâlâ tartışmalı. Örneğin, bu yasa kapsamında Gaziantep’te bugüne kadar kaç işlem yapıldığına dair net ve kamuoyuna açık bir veri bulunmuyor.
34 yıllık bir gazeteci olarak, bu yasanın getirdiği ağır yaptırımlar nedeniyle bir haberi kaleme alırken defalarca düşünmek zorunda kalıyorum. Özellikle riskli konularda, kendimi güvence altına almadan tek bir satır dahi yazmamaya özen gösteriyorum. “Önce can, sonra canan” anlayışıyla hareket ediyor; elime ulaşan her bilgiyi tek bir kaynaktan değil, en az üç-beş farklı kanaldan teyit etmeden haberleştirmiyorum.
Sürekli Basın Kartı sahibi bir gazeteci olarak bu hassasiyetle hareket ederken, sosyal medyada bambaşka bir tabloyla karşılaşıyorum. Özellikle anonim ya da sözde “operasyon hesapları” üzerinden yapılan paylaşımlar, akıl ve mantık sınırlarını zorlayacak boyutlara ulaşıyor. İnsan ister istemez soruyor: Bu cesaret nereden geliyor?
Özellikle belediyeler üzerinden yürütülen ithamlar dikkat çekici. Hedefteki kişilerin isimleri açıkça yazılmayıp rumuzlarla ima edilerek, sözde bir hukuki kalkan oluşturulmaya çalışılıyor. Yazılanların doğru ya da yanlış olduğu ayrı bir tartışma konusu. Ancak asıl sorun, bu iddiaların sorumluluktan kaçılarak, kimliği belirsiz hesaplar üzerinden servis edilmesi. Daha da vahimi, bu duruma karşı yeterli ve etkili bir müdahalenin görülmemesi.
Eğer bu iddialar doğruysa yapılması gereken bellidir. Hiç kimsenin, hele ki kamu görevinde olanların, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yemeye hakkı yoktur. Böyle bir durum varsa, bunu dile getiren kişi iddiasının arkasında durmalı; kimliğini gizlemeden açık hesabından paylaşmalı ya da elindeki bilgi ve belgelerle birlikte savcılığa başvurmalıdır.
Yok eğer bu iddialar doğru değilse, o zaman ortada bilinçli bir karalama kampanyası vardır. “Çamur at, izi kalsın” anlayışıyla hareket eden bu yapıların amacı, kamuoyunu yanıltmak ve kişiler üzerinde algı oluşturmaktır. Bu durumda da yapılanın adı açıkça suçtur.
Bugün gelinen noktada, Gaziantep siyasetine sosyal medya üzerinden yön verilmeye çalışıldığı görülüyor. Üstelik bu girişimlerin zaman zaman karşılık bulması, meselenin ne kadar ciddi olduğunu ortaya koyuyor. Oysa yalan haber üretmek ve yaymak açıkça suçtur. Buna rağmen, bu hesapların tespit edilememesi ya da gerekli yaptırımlarla karşılaşmaması, kamu vicdanını zedelemektedir.
Devletin görevi, yalnızca yasa çıkarmak değil, o yasayı etkin ve adil bir şekilde uygulamaktır. Aksi halde, iyi niyetle çıkarılan düzenlemeler, sahada karşılık bulmadığında caydırıcılığını kaybeder. Bugün yaşanan tam da budur.
Bu noktada artık net bir duruşa ihtiyaç var. Ya dezenformasyonla mücadele gerçekten ve kararlılıkla yürütülecek ya da bu alan tamamen başıboş bırakılacaktır. Ancak unutulmamalıdır ki, denetimsiz bırakılan her alan, bir süre sonra kirlenmeye mahkûmdur.
Gazetecilik sorumluluk ister, cesaret ister ama en önemlisi hesap verebilirlik ister. İsimsiz hesapların arkasına saklanarak yapılan hiçbir paylaşım, ne gazeteciliktir ne de ifade özgürlüğü kapsamına girer.
Eğer bu şehirde, bu ülkede temiz bir medya düzeni isteniyorsa, kurallar herkes için eşit uygulanmalı; kim olursa olsun, yalan haber üreten ve yayan herkes hesap vermelidir. Aksi halde, doğruyu söyleyenlerle yalanı yayanlar arasındaki fark giderek silinir ve en büyük zararı da yine toplum görür.