Geçen hafta “Gaziantep sanayisi bitiyor” diye yazmıştım. Gelinen noktada yalnızca ekonomik şartların ve popülist politikaların değil; yenilikçilik ve değişimden uzak, geleneksel sanayici anlayışının da bu tablodan sorumlu olduğunu ifade etmiştim.
Hafta içinde konkordato başvurusunda bulunan firmaları okuduk. Ali Konukoğlu gibi bu kentin en eski sanayici ailelerinden bir ismin gündeme gelmesi, Boyar Kimya gibi Gaziantep’in köklü firmalarından birinin konkordato sürecinde anılması dikkat çekiciydi. Daha önce çoğunlukla küçük ölçekli firmaların adını duyarken, artık büyük ölçekli şirketlerin de bu haberlerde yer almaya başladığını görüyoruz.
Örneğin, konkordato süreci devam eden Haskan Şirketler Grubu ve Hasan Gürkan Bayram’ın borçlarına ilişkin telaffuz edilen rakamlar, kamuoyunda ciddi soru işaretleri oluşturuyor. Bu borçlar nasıl yapıldı, hangi süreçte bu noktaya gelindi, insanın aklı almıyor. İş yargıya taşınmasa da, şehirde adı büyük diye bilinen birçok firmanın bu süreçte konuşuluyor olması bile başlı başına düşündürücü.
Şubat ayının ilk 10 gününde adeta zirve yapan konkordato başvuruları, belli ki önümüzdeki süreçte artarak devam edecek. Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi’nden gelecek yeni ve endişe verici haberlere herkesin hazırlıklı olması gerekiyor.
Tabi, şu da var, yaşanan bu süreç, iş dünyasında kuşak çatışmasına da neden oluyor. Özellikle aile şirketlerinde bu çatışma daha görünür hâle gelmiş durumda. İsim vermeye gerek yok; Gaziantep’te bazı dev firmalardaki ayrılıkların temelinde kuşak çatışmasının yattığı artık sır değil.
Gaziantep'in ünlü sanayicisi Ekrem Kayalı da da bu çatışmaya en taze örnek. Ekrem Kayalı hakkında, 20 milyon dolarlık kredi yapılandırma sürecinde “sahte imza” iddiasıyla suç duyurusunda bulunuldu. Aile içi kriz yargıya taşındı. İddialar, milyon dolarlık kredi yapılandırma sürecinde usulsüzlük yapıldığı yönünde. İddialara göre, başvurunun, Kayalı’nın oğlu Celaledin Kayalı ve gelini Yasemin Kayalı tarafından gerçekleştirildiği öğrenildi. Dosyada yer alan iddialar, hem finans çevrelerinde hem de şehirde geniş yankı uyandıracak cinsten. Beli ki aile arasındaki bu kriz daha çok konuşulacak.
Gaziantep sanayicisi yaşadığı hiç bir krizde bu kadar kötü etkilenmedi derken, şunu da belirtmem gerek ki, Gaziantep sanayicisi hiç bir dönem bu kadar sahipsiz ve kendi haline bırakılmamıştı.
Ak Parti iktidari dönemini hatırlayalım, 2023'e kadar sanayicinin sesi, Ankara'ya hep doğrudan aktarıldı. 2002'de Kürşad Tüzmen, 2007 sonrası Mehmet Şimşek. Yanında iş dünyasından gelme milletvekilleri. Sanayicinin sorunu Başkent’te hep karşılık buldu.
Ak Parti Gaziantep'te şimdi de sanayici milletvekillerine sahip olsa da, görevi iş dünyasının sesi olması gereken milletvekilleri, kafalarına kuma gömmüş, kendi küçük dünyalarında milletvekilli imtiyazları ile yaşama derdinde. Kamuoyundaki algı, bu isimlerin iş dünyasının sorunlarını yeterince yüksek sesle dile getirmediği yönünde. Merak ediyorum, sanayici kökenli vekiller, OSB'de fabrika ziyaret edip, sorun dinliyorlar mı, çözüm yolları peşinde koşuyorlar mı? Şunu da merak ediyorum, aynı vekiller, yarın seçim dönemi fabrika ziyaretlerinde işçi buluşmalarına nasıl gidebilecekler?
Sorun yalnızca siyasetle de sınırlı değil. İş dünyası örgütlenmeleri açısından da Gaziantep belki de en sahipsiz dönemini yaşıyor. Cengiz Şimşek ve Tuncay Yıldırım sorunları dillendirmeye çalışıyor; ancak GSO ve GAİB cephesinde güçlü ve yön gösterici bir duruş kamuoyuna yeterince yansımıyor.
Şu bir gerçek, memleketin ne sorunu varsa, iş Fatma Şahin'e kalmış. Fatma Şahin yoksa ne olacak, hiç düşünen var mı?
Sözün özü; Gaziantep sanayisi alarm veriyor. Üretim düşerse şehir düşer, ihracat azalırsa istihdam sarsılır, istihdam sarsılırsa sosyal denge bozulur. Bu mesele bir grubun, bir partinin ya da birkaç sanayicinin meselesi değil; kentin tamamının meselesidir.
Ve eğer bugün herkes susarsa, yarın konuşacak fabrika, üretim yapacak tesis, iş verecek işletme bulamayabiliriz.
Asıl soru şu: OSB’nin sessiz çığlığını kim duyacak?