Faiz indirimine yönelik eleştirilerde enflasyon ve küresel gelişmeler öne çıkarken, reel ekonomideki yavaşlama ve sanayide yaşanan sorunların da para politikası kararlarında dikkate alınması gerektiği belirtiliyor.

Savaş nedeniyle yükselen petrol fiyatları ve ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faiz politikası enflasyon ve döviz kuru açısından risk oluşturuyor. Ancak ekonomik değerlendirmelerde yalnızca bu risklere odaklanmak yerine, üretim ve istihdam üzerindeki etkilerin de göz önünde bulundurulması gerektiği vurgulanıyor.

İç talepteki yavaşlama faiz kararında etkili

Ekonomik değerlendirmeye göre, yüksek reel faizin iç talep üzerindeki etkisi sınırlarına yaklaşmış durumda. Son üç çeyrekte iç talepte belirgin bir yavaşlama yaşanırken, fon piyasalarındaki dalgalanmaların da tüketim ve yatırım kararlarını olumsuz etkileme ihtimali bulunuyor.

Bu nedenle talebi baskılamak amacıyla reel faizin gereğinden yüksek tutulmasının ekonomik faaliyetler üzerindeki baskıyı artırabileceği ifade ediliyor.

Sanayideki daralma ve ihracatın geleceği

Reel ekonomide yaşanan zorlukların başında sanayi sektöründeki zayıflama geliyor. İmalat sanayisi Satın Alma Yöneticileri Endeksi’nin (PMI) 30 aydır eşik değerin altında seyretmesi, sektördeki sorunlara işaret ediyor.

İhracat rakamları mevcut koşullarda olumlu görünse de rekabet gücündeki gerilemenin bu performansın sürdürülebilirliği konusunda soru işaretleri oluşturduğu belirtiliyor.

Bankacılık sektöründe takipteki alacaklar henüz kritik seviyelere ulaşmamış olsa da kredi yapılandırmalarına olağan dışı ölçüde başvurulması dikkat çekiyor.

Sanayideki gerilemenin derinleşmesi durumunda işsizliğin artabileceği ve enflasyonla mücadele sürecinin olumsuz etkilenebileceği değerlendiriliyor. Küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği ve ülkelerin kendi sanayilerini korumaya çalıştığı bir dönemde üretim kapasitesinin zayıflamasının stratejik riskler de doğurabileceği vurgulanıyor.

Ekimde sebze almak gerçekten daha ekonomik mi?
Ekimde sebze almak gerçekten daha ekonomik mi?
İçeriği Görüntüle

Merkez Bankası’nın karar metnine eleştiri

Faiz indiriminin gerekçeleri değerlendirilirken Merkez Bankası’nın karar metnindeki iletişim eksikliğine de dikkat çekiliyor. Özellikle fon piyasalarında yaşanan dalgalanmaların karar metninde yeterince ele alınmadığı görüşü dile getiriliyor.

Söz konusu dalgalanmaların yatırım ve serbest fonların yanı sıra hisse senetleri, özel sektör tahvilleri, Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) ve döviz piyasasını da etkilediği belirtiliyor.

Merkez Bankası’nın likidite adımlarıyla dalgalanmaların yayılmasını önlemeye çalıştığı ifade edilirken, yaşanan gelişmelerin para politikası, finansal istikrar ve enflasyonla mücadele açısından ne anlama geldiğinin de karar metninde açıklanması gerektiği savunuluyor.

Sermaye piyasalarında denetim vurgusu

Fon piyasalarındaki sorunlara çözüm getirmeyi amaçlayan kanun teklifinin TBMM’de kabul edilerek yasalaştığı belirtiliyor. Yaşanan gelişmelerin ardından ilgili bazı kamu kurumlarının üst yönetimlerinde de değişikliklere gidildiği aktarılıyor.

Türkiye’nin finansal sistemini bankacılığın yanı sıra sermaye piyasalarıyla da çeşitlendirmesi ve derinleştirmesi gerektiği ifade ediliyor. Ancak sermaye piyasalarının gelişim sürecinin sağlıklı ilerlemediği, özellikle salgın döneminden itibaren şirketler ve yerli yatırımcılar arasında artan ilginin yeterince yönetilemediği değerlendiriliyor.

Finans sisteminin bankacılığa aşırı bağımlı kalması kadar sermaye piyasalarının reel ekonomiden ve gerçek değerlemelerden kopuk biçimde yükselmesi de risk oluşturuyor. Bu nedenle mevzuat düzenlemelerinin yanında denetim ve gözetim mekanizmalarının etkin biçimde işletilmesi gerektiği vurgulanıyor.

Değerlendirmede, küresel tahvil ve hisse senedi piyasalarında biriken risklerin yakından izlenmesi ve olası küresel finansal şoklara karşı hazırlıklı olunması gerektiği de belirtiliyor.

Kaynak: Haber Merkezi