Annemi 2004’te kaybettim. Ayrı şehirlerde yaşadığımızdan ölüm haberini telefonla aldım. Beklenmedik zamansız bir ölümdü. İlk defa bu kadar yakınımın ölüm haberini almıştım. Acım tarif edilemezdi.
Eve gittiğimde ne yapacağımı bilemedim. Annemi göremedim. Nerede olduğunu da soramadım. Babam biraz zaman geçince annen yan odada, dedi.
O güne kadar hiçbir ölüye bakmamış, bakamamıştım. Yan odaya geçtiğimde annem üzeri örtülü yatıyordu. Üzerine büyük metal bir bıçak konmuştu. Bunun vücudun şişmemesi için konulduğunu biliyordum. İlk defa bir ölünün yüzünü bu kadar yakından görecektim ve bu annemdi. Yüzünü büyük bir titizlikle açtım. Annem yine her zamanki gibi bana gülümsüyordu. Nerede kaldın, kuzum, der gibiydi. Saçları bembeyazdı. O bembeyaz, yumuşacık saçlarını okşadım. Ne kadar güzellerdi. Sonra düşündüm. Ben bu saçları en son ne zaman okşamıştım. Düşündüm, düşündüm ama cevabını bulamadım. Çünkü annemin saçlarını daha önce hiç okşamamıştım. Kahroldum. Evet annemin başında genellikle bir tülbent veya eşarp olurdu. Ama yine de bunlar annemin bu güzel saçlarını okşamamama engel olmamalıydı.
Eve gece saat üç gibi varmıştık. Fırsat buldukça annemin yanına gidip ona dokundum, onu sevdim. Öğle namazından sonra cenazesi kaldırılacaktı. Yıkamak için cenaze yıkama aracında dışarıda hazırlıklar tamamlanmıştı. Babam hadi anneni getirelim artık, diyordu. Ben hep bir bahane uyduruyor, gidip annemi biraz daha seviyor, tekrar sevmek ona dokunmak için fırsat kolluyor, bir daha göremeyeceğim, dokunamayacağım annemin her anını değerlendirmek, o anı uzatmak istiyordum. Zaman hiç bu kadar değerli olmamıştı.
Artık vakit kalmamıştı. Son defa, daha önce hiç okşayıp tadamadığım ama tattığımda da doyamadığım saçlarını okşadım, okşadım; yanaklarını öptüm, öptüm ve vedalaştık.
Ne yazık ki hepimiz varlığında kıymetini bilmediğimiz etrafımızdakilerin kıymetini onları kaybedince anlıyoruz. O zaman da iş işten geçmiş oluyor. Anneniz, babanız hayattaysa onları sevin. Onlara sevdiğinizi belli edin. Saçlarını okşayın, yanaklarını sıkın, onlara sarılın. HENÜZ VAKİT VARKEN.
Babam, annemin birinci ölüm yıldönümü akşamında felç geçirdi. Doktor sebebini araştırırken üzüntüden olabileceğini bu günlerde üzülebileceği bir şey yaşayıp yaşamadığını sordu. Dün annemizin ölüm yıldönümüydü, dedik. Doktor, babama dönüp “Vay be amca, ne büyük bir aşkmış seninki.” dedi ve doktorun da gözleri doldu, babamın yanaklarını okşadı.
Dünyada kaç kişi elleri olan fakat onu kullanamayan, ayakları olan ama yürüyemeyen, dili olan ama isteklerini ağlamasıyla bildiren, konuşamayan, geceleri tatlı uykusundan uyandıran birine bakmak ister? Kim bu kadar aciz biriyle hiç usanmadan ilgilenmek ister? Ne kadar zor bir iş dediğimiz tüm bu işleri karşılık beklemeden severek yapan tek canlı annelerdir.
Uzakta dursa da yakın hissedilen; canı hep istenen, asla vazgeçilmeyen, dizinin dibinde olmak istenen, evlatların varlığını varlığına armağan edebileceği, ıslak kuru ama hep duygulu tek kadındır anne.
Annelerin anneler günü kutlu olsun.