Yutma güçlüğü, göğüs ağrısı ve istemsiz kilo kaybı gibi belirtiler özofagus (yemek borusu) kanserinin sessiz başlayan ilk işaretleri arasında yer alıyor. Belirtilerin dikkate alınarak tedaviye erken başlanmasının önemini vurgulayan Doç. Dr. Nezih Onur Ermerak, özofagus kanserinin belirtileri ve modern tedavi yaklaşımları hakkında kritik bilgiler verdi. Risk grubundaki bireylerde erken değerlendirme ve endoskopik taramanın hastalığın seyrini belirleyen en kritik adım olduğunu belirten uzmanlar, güncel multimodal tedaviler sayesinde sağkalım oranlarının belirgin biçimde arttığına dikkat çekiyor.
Yemek borusu kanseri belirtileri nelerdir?
Yemek borusunun genişleme kapasitesi yüksek olduğu için tümör başlangıçta fark edilmeden büyüyebiliyor. En sık ve en belirgin semptom olan yutma güçlüğü, katı gıdalardan başlayarak zamanla sıvılara doğru ilerliyor. Hastalığın ilerleyen dönemlerinde göğüs veya sırt ağrısı, istemsiz kilo kaybı, yutulan gıdaların geri gelmesi, ses kısıklığı ve gıdaların solunum yoluna kaçması gibi ciddi belirtiler baş gösteriyor.
Yemek borusu kanseri neden olur?
Özofagus kanserinin skuamöz hücreli karsinom (SCC) ve adenokarsinom (AC) olmak üzere iki ana tipi bulunuyor. SCC çoğunlukla tütün, alkol ve çok sıcak içecek tüketimiyle doğrudan ilişkilendirilirken; AC tipi ise daha çok reflü hastalığı ve Barrett özofagusu zemininde gelişiyor. Son yıllarda obezite artışına bağlı olarak, özellikle Batı ülkelerinde adenokarsinom sıklığının son 20 yılda belirgin şekilde yükseldiği görülüyor.
Yemek borusu kanseri teşhisi nasıl konur?
Teşhis sürecindeki temel yöntem endoskopi ve biyopsidir. Tümörün derinliği ile lenf nodu tutulumunu belirlemede en duyarlı yöntem olarak Endoskopik Ultrasonografi (EUS) uygulanıyor. Kesin evrelemeyi sağlamak, tedavi planını doğru kurmak ve başarı şansını artırmak amacıyla Bilgisayarlı Tomografi (BT), PET-CT ve uygun hastalarda laparoskopi yöntemlerinden de yararlanılıyor.
Yemek borusu kanseri tedavi yöntemleri nelerdir?
Evre I-III arasındaki hastalarda cerrahi tedavi, hastalığın kontrol altına alınmasında temel basamaklardan birini oluşturuyor. Günümüzde cerrahi girişimler; kemoterapi, radyoterapi ve uygun hastalarda adjuvan immünoterapi kombinasyonlarını içeren multimodal yaklaşımlarla planlanıyor. Ameliyat öncesi uygulanan neoadjuvan kemoradyoterapi (CROSS protokolü), tümörün tamamen çıkarılma oranını artırırken uzun dönem sağkalımı da anlamlı ölçüde iyileştiriyor. Ayrıca ameliyat sonrası tam yanıt alınamayan hastalarda uygulanan immünoterapinin (CheckMate-577 çalışması/nivolumab) nüks oranlarını belirgin şekilde azalttığı biliniyor.





