Son dönemde akaryakıta gelen zamların etkisi artık sadece pompa fiyatlarında kalmıyor; hayatın her alanına sessiz ama sert bir şekilde yayılıyor. Orta Doğu’da özellikle İran ile ABD arasındaki gerilim ve İsrail ile İran hattındaki çatışma riski, küresel enerji piyasalarını alt üst ederken, bunun faturasını doğrudan vatandaş ödüyor.
Akaryakıt fiyatlarının artması demek; tarladan çıkan ürünün nakliyesinin pahalanması, halden pazara geliş maliyetinin katlanması demek. Bu da en net haliyle manav tezgahına yansıyor. Dün 30-40 TL’ye alınan bir ürünün bugün 100 TL’yi aşması artık kimseyi şaşırtmıyor. Hatta bazı meyvelerin 200-300 TL bandına dayanması, işin ciddiyetini gözler önüne seriyor.
Ancak mesele sadece fiyat da değil…
Tezgahlara gelen ürünlerin kalitesinde de gözle görülür bir düşüş var. Çünkü üretici de zor durumda. Gübre pahalı, mazot pahalı, işçilik pahalı… Hal böyle olunca kaliteli üretim yapmak her geçen gün daha da zorlaşıyor. Üretici maliyetle boğuşurken, tüketici de cebindeki son parayla ne alacağını hesaplıyor.
Ortaya çıkan tablo ise oldukça düşündürücü, Eskiden file file alışveriş yapan vatandaş, artık tane hesabı yapıyor. Pazara giden bir aile, çocuklarının canı çekti diye meyve alamaz hale geliyorsa, burada sadece ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir sorun da vardır.
Bugün yaşanan bu tablo, aslında zincirleme bir krizin sonucu. Savaşın sıcak yüzü kilometrelerce uzakta olabilir ama ekonomik etkisi mutfağımızın tam ortasında hissediliyor. Enerji fiyatları arttıkça, lojistik maliyetleri yükseldikçe, bu dalga dalga büyüyerek en temel ihtiyaçlara kadar ulaşıyor.
Kısa vadede bu küresel gelişmeleri değiştirmek mümkün değil. Ancak yerel üretimi desteklemek, aracı maliyetlerini azaltmak ve üreticiyi ayakta tutacak politikalar geliştirmek artık bir tercih değil, zorunluluk haline gelmiştir. Aksi halde sadece fiyatlar değil, erişilebilirlik de ciddi bir sorun olacak.