Özellikle KOBİ’ler açısından borçların yeniden yapılandırılması ve faaliyetlerin sürdürülmesi açısından kritik bir rol üstlenen konkordato süreci, sağladığı avantajların yanında ciddi riskleri de beraberinde getiriyor.
Türkiye’de konkordato, İcra ve İflas Kanunu kapsamında uygulanıyor. Mali yapısı bozulan şirketler, bu süreçte alacaklılarıyla anlaşarak borçlarını belirli bir plan dahilinde ödemeyi taahhüt ediyor. Amaç, şirketin iflasa sürüklenmeden faaliyetlerini sürdürebilmesini sağlamak. Ekonomik dalgalanmalar, pandemi gibi krizler ve piyasa koşullarındaki ani değişimler nedeniyle özellikle KOBİ’ler için konkordato son yıllarda daha sık başvurulan bir yol haline gelmiş durumda.
Konkordato süreci nasıl işliyor?
Konkordato başvurusu, Asliye Ticaret Mahkemesi’ne yapılıyor ve başvurunun eksiksiz belgeyle desteklenmesi gerekiyor. Süreç, mahkemenin vereceği mühlet kararlarıyla ilerliyor. İlk aşamada üç aylık geçici mühlet veriliyor ve bu süre en fazla iki ay daha uzatılabiliyor. Geçici mühlet boyunca icra takipleri duruyor, şirketin malvarlığı korunuyor ve bir konkordato komiseri atanıyor. Alacaklılar ise bu karara ilan tarihinden itibaren yedi gün içinde itiraz edebiliyor.
Geçici mühletin ardından mahkeme, konkordatonun başarıya ulaşma ihtimalini değerlendiriyor. Uygun görülmesi halinde bir yıllık kesin mühlet kararı veriliyor. Bu süre de altı aya kadar uzatılabiliyor. Böylece konkordato süreci toplamda hukuken iki yıla kadar uzayabiliyor. Kesin mühlet aşamasında alacaklılar toplantısı yapılıyor ve konkordato projesi oylanıyor. Projenin kabul edilebilmesi için alacaklıların en az üçte ikisinin onayı gerekiyor.
KOBİ’ler için sağladığı avantajlar
Konkordato, öncelikle KOBİ’lere iflastan korunma imkânı sunuyor. Borç baskısı altında faaliyetlerini sürdüremeyen bir işletme, bu süreçte icra takiplerinden korunarak nakit akışını yeniden düzenleme fırsatı buluyor. Özellikle ekonomik durgunluk dönemlerinde, borçların vade uzatımıyla ödenmesi KOBİ’lere ciddi bir nefes aldırıyor. Mahkeme denetimi altında yürütülen süreç, işletmelerin daha güvenli bir ortamda toparlanmasına imkân tanıyor.
Borç yapılandırması sayesinde ödeme planları daha gerçekçi hale getirilebiliyor. İcra takiplerinin durması, sözleşmelerin feshedilememesi ve bazı vergi avantajlarının sağlanması, kısa vadeli mali baskıyı azaltıyor. Ayrıca konkordato sürecinde çalışanların ücret alacaklarının Ücret Garanti Fonu kapsamında karşılanabilmesi, istihdamın korunmasına katkı sağlıyor. Bu yönüyle konkordato, yalnızca işletmeyi değil, çalışanları ve dolaylı olarak sosyal yapıyı da koruyan bir mekanizma olarak değerlendiriliyor.
Alacaklılarla uzlaşma yoluna gidilmesi, tedarik zincirinin tamamen kopmasını da önleyebiliyor. Özellikle inşaat, perakende ve üretim gibi zincirleme etkilerin yoğun olduğu sektörlerde bu durum önemli bir avantaj olarak öne çıkıyor.
Konkordatonun karanlık yüzü
Tüm bu olumlu yönlerine rağmen konkordato, KOBİ’ler açısından ciddi riskler de barındırıyor. En önemli sorunların başında itibar kaybı geliyor. Konkordato ilan eden bir şirket, piyasada mali olarak zor durumda olduğu algısıyla karşı karşıya kalıyor. Bu durum müşterilerin ve tedarikçilerin güvenini zedeleyebiliyor. Bazı durumlarda konkordato ilanı, şirketin pazar payını rakiplerine kaptırmasına yol açabiliyor.
Finansmana erişim de sürecin en zorlu başlıklarından biri olarak öne çıkıyor. Konkordato süreci, şirketlerin kredi notunu olumsuz etkiliyor ve bankalar nezdinde riskli müşteri konumuna düşmelerine neden oluyor. Yeni kredi bulmak zorlaşırken, talep edilen teminatlar ve faiz oranları ciddi biçimde artabiliyor. Ayrıca konkordato giderleri, komiser ücretleri ve süreç masrafları, KOBİ’lerin zaten sınırlı olan kaynaklarını daha da zorlayabiliyor.
Bir diğer önemli risk ise alacaklılar üzerindeki zincirleme etki. Konkordato ilan eden bir şirketin borçlu olduğu diğer KOBİ’ler, tahsilatlarını gecikmeli ya da eksik alabiliyor. Bu durum, alacaklı konumundaki işletmelerin de mali sıkıntıya düşmesine ve hatta iflas riskinin artmasına yol açabiliyor. Böylece konkordato, bir şirketi korurken başka şirketler için ciddi sorunlar doğurabiliyor.
Sürecin başarısızlıkla sonuçlanma ihtimali de göz ardı edilemiyor. Gerçekçi olmayan ödeme planları veya yetersiz mali yapı nedeniyle konkordato reddedilebiliyor ve bu durumda şirket doğrudan iflasla karşı karşıya kalabiliyor. Mühlet süresince şirketlerin bazı tasarruf işlemlerinin mahkeme iznine tabi olması da işletme özgürlüğünü kısıtlayan bir diğer unsur olarak dikkat çekiyor.
Dengeli bir sistem ihtiyacı
Uzmanlar, konkordatonun KOBİ’ler için çift taraflı bir etki yarattığı görüşünde birleşiyor. Bir yandan iflastan kurtulma ve yeniden yapılanma fırsatı sunarken, diğer yandan itibar kaybı, finansman zorluğu ve zincirleme mağduriyetler gibi uzun vadeli sorunlara zemin hazırlayabiliyor.
Türkiye’de KOBİ’lerin büyük bölümünün finansal açıdan kırılgan bir yapıya sahip olduğu dikkate alındığında, konkordato sisteminin daha dengeli hale getirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Özellikle alacaklıların korunmasına yönelik düzenlemelerin güçlendirilmesi ve sürecin kötüye kullanımının önlenmesi gerektiği ifade ediliyor.
Uzmanlar, KOBİ’lerin konkordato başvurusu öncesinde mutlaka hukuk, mali müşavirlik ve süreç yönetimi alanlarında profesyonel destek almasının hayati önem taşıdığına dikkat çekiyor. Doğru planlama ve etkin yönetimle konkordato, işletmeler için bir toparlanma aracı olabilirken, hatalı adımlar zincirleme krizlere yol açabiliyor.




