İşte bu uzun serüvenin en güçlü duraklarından biri de bugün adıyla dünyada bilinen Gaziantep ve onun eşsiz mutfak kültürü oldu.

Bereketli Hilal’den sofraya uzanan yol

Zağros Dağları’ndan Mezopotamya’ya, Suriye’den Akdeniz kıyılarına uzanan Bereketli Hilal, insanlığın ilk tarım adımlarının atıldığı coğrafya olarak biliniyor. İklim değişiklikleriyle birlikte yabani tahılların yayılması, arpa ve buğdayın evcilleştirilmesini sağladı. Bu topraklarda ateşin keşfiyle yalnızca ısınma ve aydınlanma değil, pişmiş yemeğin kapıları da aralandı.

Mezopotamya’nın tahılları, Akdeniz’in meyve ve sebzeleri, Uzak Doğu’nun baharatları ve Gaziantep çevresinde yetişen ürünler zamanla birleşti. Ortaya, şehir adıyla anılan ender mutfaklardan biri olan Antep Mutfağı çıktı.

Taşa, mozağe ve stelin üzerine işlenen mutfak kültürü

Gaziantep ve çevresinde yapılan arkeolojik kazılar, mutfağın bu coğrafyada ne kadar köklü olduğunu gözler önüne seriyor. Karkamış’ta bulunan Kubaba stelinde tanrıçanın elinde buğday başağı taşıması, tahılın kutsallığını ortaya koyuyor. Zeugma Antik Kenti’nde gün yüzüne çıkarılan mozaiklerde incir, üzüm ve nar gibi meyvelerin resmedilmesi, dönemin sofra kültürüne ışık tutuyor.

Gaziantep Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen Örtülü Stel’de ise karşılıklı oturan soylu bir çiftin yemek sahnesi dikkat çekiyor. Stelin ortasında yer alan ekmek dilimleri ve çiğ köfteyi andıran betimler, bugünün Antep mutfağıyla şaşırtıcı benzerlikler taşıyor.

Topraktan çıkan kaplar, sofraya dönüşen tarih

Sakçagözü Coba Höyük’te yapılan kazılarda Kalkolitik Dönem’e tarihlenen ve literatüre “Coba Kaseleri” olarak geçen seramikler, mutfak kültürünün maddi izlerini oluşturuyor. Bölgedeki kazılarda bulunan seramiklerin büyük bölümünün mutfak kapları olması, yemeğin ve sofranın günlük yaşamın merkezinde yer aldığını kanıtlıyor.

Seramik çarkının keşfiyle birlikte kaplar sadece işlevsel değil, aynı zamanda estetik birer sanat eserine dönüştü. Ticaret yoluyla bölgeye gelen kaplar ise kültürlerin kaynaşmasını ve bugüne uzanan zengin bir mutfak mirasını beraberinde getirdi.

Gaziantep mutfağı: Sofrada birlik, damakta ortak tat

Gaziantep mutfağı; yerleşik ve köklü bir kent kültürünün somut yansıması olarak öne çıkıyor. Yemek yapmak, yedirmek ve paylaşmak bu şehrin yaşam biçiminin bir parçası. Kadın ve erkeğin mutfaktaki birlikteliği, misafire gösterilen özen ve sofraların zenginliği, bu kültürün temel taşlarını oluşturuyor.

Mevsimlik hazırlıklar, kullanılan baharatlar, salçalar, soslar ve pişirme teknikleri; Antep mutfağını Anadolu’daki diğer mutfaklardan ayıran en önemli unsurlar arasında yer alıyor. Farklı dil, din ve etnik kökenlerden insanların ortak damak tadında buluşması, bugünkü zengin mutfak kültürünü ortaya çıkardı.

Belediyeden mutfak kültürüne güçlü destek

Gaziantep’in bu eşsiz mirası yalnızca evlerde değil, kurumsal düzeyde de yaşatılıyor. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, Antep mutfağını tanıtmak ve gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla Emine Göğüş Mutfak Müzesi’ni kurdu. Reşit Göğüş Mutfak Sanatları Eğitim Merkezi ile de bu kültür eğitimle desteklendi.

Ayrıca Gaziantep Rehberler Odası iş birliğiyle profesyonel turist rehberlerine yönelik gastronomi ve gurme turizmi programları düzenlenerek, şehrin lezzetleri dünya vitrinine taşındı.

Oğuzeli’nde Atıktan Enerjiye Büyük Dönüşüm
Oğuzeli’nde Atıktan Enerjiye Büyük Dönüşüm
İçeriği Görüntüle

UNESCO ile taçlanan bir mutfak

Gaziantep mutfağı, nineden toruna aktarılan bir miras titizliğiyle bugüne ulaştı. Malzeme seçiminden pişirme becerisine, baharat kullanımından sunuma kadar gösterilen özen, bu mutfağı dünya çapında bir marka haline getirdi.

Bu emek ve birikim, 11 Aralık 2015’te uluslararası alanda da karşılık buldu. Gaziantep, UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı’na gastronomi alanında dahil edilerek, dünya mutfağında hak ettiği yeri resmen aldı.

Bugün Gaziantep mutfağı, yalnızca karın doyuran bir kültür değil; binlerce yıllık tarih, emek ve paylaşımın sofraya yansıyan hali olarak yaşamaya devam ediyor.

Kaynak: Haber Merkezi