Yargıtay, davanın hangi isimle açıldığından çok uyuşmazlığın gerçek içeriğinin ve kiracının baskı altında ödeme yapıp yapmadığının araştırılması gerektiğine hükmetti.
Dava, Polatlı'da yaşayan bir kiracının tahliye ve elektrik kesme tehditleri altında fazla kira ödediğini ileri sürerek ödediği bedelin iadesini istemesiyle başladı. Kiracı, yaptığı fazla ödemelerin kendi özgür iradesiyle gerçekleşmediğini belirterek mahkemeye başvurdu.
Yerel mahkeme davayı reddetti
Polatlı Sulh Hukuk Mahkemesi, kiracıya yönelik bir icra tehdidi bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetti. Kararın kesinleşmesinin ardından dosya bu kez Adalet Bakanlığı'nın başvurusu üzerine Yargıtay'ın önüne geldi.
Adalet Bakanlığı, yerel mahkemenin kararının hukuka ve hakkaniyete uygun olmadığı gerekçesiyle kanun yararına bozma talebinde bulundu.
Yargıtay kararı kanun yararına bozdu
Dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, Adalet Bakanlığı'nın başvurusunu kabul ederek yerel mahkeme kararını kanun yararına bozdu.
Yargıtay kararında, davanın hukuken hangi isim altında açıldığının tek başına belirleyici olmayacağına dikkat çekildi. Mahkemenin, davacının ileri sürdüğü olayları, taleplerini ve uyuşmazlığın gerçek niteliğini esas alması gerektiği belirtildi.
Kiracının baskı altında fazla kira ödediğini ispatlaması halinde, bu ödemenin hangi hukuki nedene dayandığının ve fazla ödenen bedelin iade edilip edilmeyeceğinin esas yönünden araştırılması gerektiği vurgulandı.
"Davanın adı değil özü önemli"
Kararı değerlendiren avukat Erdal Kılbaşoğlu da Yargıtay'ın yaklaşımının önemli bir hukuki mesaj taşıdığına dikkat çekti.
Kılbaşoğlu, kararın temelinde uyuşmazlığın şekli tanımından ziyade gerçek içeriğinin değerlendirilmesi gerektiğinin bulunduğunu belirterek, "Etikete değil, içeriğe bakılması lazım. Davanın adı değil özü önemli" dedi.
Yargıtay'ın kararı, tehdit veya baskı altında piyasanın üzerinde kira ödediğini ileri süren kiracıların açacağı benzer davalarda dikkate alınabilecek önemli bir içtihat niteliği taşıyor.




