Araştırmada, küresel ısınma ve atmosferik değişimlerin mevcut iklim bölgelerini nasıl dönüştüreceği incelendi. Bilim insanları, özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika'da çok daha sert değişimlerin yaşanabileceğine dikkat çekti.
Çalışmada, Alman iklim bilimci Wladimir Köppen tarafından geliştirilen ve dünyayı tropikal, kurak, ılıman, karasal ve kutupsal olmak üzere beş ana iklim grubuna ayıran Köppen-Geiger sınıflandırması esas alındı.
Avrupa'da değişim çok daha sert olacak
Araştırma sonuçlarına göre, küresel ölçekte kara alanlarının yüzde 38 ila 48'inin yüzyılın sonuna kadar iklim sınıfı değiştirebileceği hesaplandı.
Bu oranın Kuzey Amerika'da yüzde 51 ila 66 arasında, Avrupa'da ise yüzde 65 ila 91 arasında olabileceği belirtildi.
Avrupa'nın büyük bölümünün mevcut iklim özelliklerini kaybetme ihtimali, kıtadaki doğal yaşamdan tarımsal üretime kadar birçok alan açısından önemli riskler doğuruyor.
Tarım ve canlı türleri risk altında
Bilim insanları, kara yüzeylerinde artan sıcaklıkların ekosistemler üzerindeki baskıyı daha da artırabileceğine dikkat çekiyor.
İklim kuşaklarının hızlı şekilde yer değiştirmesi, bitki ve hayvan türlerinin yeni koşullara uyum sağlamakta zorlanmasına neden olabilir. Bu durum özellikle hassas türlerin yaşam alanlarını daraltırken, biyolojik çeşitlilik üzerinde de ciddi baskı oluşturabilir.
Tarım sektörü de değişimden doğrudan etkilenebilecek alanların başında geliyor. Yağış düzenlerinin ve sıcaklıkların değişmesi, yıllardır belirli iklim koşullarına göre yapılan üretimi zorlaştırabilir ve bazı bölgelerde verim kayıplarına yol açabilir.
Ilıman iklim kuzeye doğru ilerliyor
Araştırmanın dikkat çeken sonuçlarından biri de Avrupa'daki ılıman iklim kuşağının kuzeydeki daha soğuk bölgelere doğru genişlemesi oldu.
Bu değişimin sıcaklıklarla birlikte yağış düzenlerini ve mevsimlerin karakterini de etkileyebileceği belirtiliyor. Böylece bugün belirli iklim özellikleriyle tanımlanan birçok bölgenin önümüzdeki yıllarda farklı bir iklim yapısına sahip olabileceği ifade ediliyor.
Araştırmacılar, küresel karbon salımının azaltılmasına yönelik adımların hızlandırılmaması halinde iklim bölgelerindeki değişimin çok daha geniş alanları etkileyebileceğine dikkat çekiyor.




