10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü'nün 2026 yılı teması, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından "Yaşanmış deneyimler duyulsun: gerçek sesler, gerçek değişim" olarak belirlendi. Bu kapsamda değerlendirmelerde bulunan Liv Hospital Ulus Psikiyatri Uzmanı Dr. Kenan Temiz, ruhsal sorun yaşayan bireylerin yargılanmadan dinlenmesi ve ihtiyaçlarına uygun destek sağlanması gerektiğini vurguladı.
Uzun Süren Belirtiler Önemsenmeli
Stres, kaygı ve üzüntünün yaşamın farklı dönemlerinde görülebileceğini belirten Temiz, bu durumların süresi ve günlük hayata etkisinin önemli olduğunu ifade etti.
Temiz, "Sürekli kaygı hali, uzun süren mutsuzluk, daha önce keyif alınan şeylere karşı ilginin azalması, sosyal hayattan uzaklaşma, uyku ve iştah düzenindeki belirgin değişiklikler, dikkat ve konsantrasyon sorunları veya günlük sorumlulukları yerine getirmekte zorlanma gibi durumlar kişinin ruhsal açıdan zorlandığını gösterebilir. Bu belirtiler uzun sürüyor ve kişinin yaşamını etkiliyorsa profesyonel değerlendirme önemlidir" diye konuştu.
Yardım Aramak Güçsüzlük Değil
Ruh sağlığına ilişkin toplumsal önyargıların tedaviye başvurmayı geciktirebildiğine dikkat çeken Temiz, yaşanan güçlükleri paylaşmanın ve destek istemenin önemini vurguladı.
Temiz, "Bir kişinin ruhsal olarak zorlandığını ifade etmesi güçsüzlük değildir. Tam tersine, kendi yaşadığı durumu fark etmesi ve destek araması sağlığı açısından önemli bir adımdır. Ruh sağlığıyla ilgili sorunların saklanması veya kişinin bunlarla tek başına mücadele etmek zorunda olduğunu düşünmesi, yardım arama sürecini geciktirebilir" diye konuştu.
Her Hastanın İhtiyacı Farklı
Ruhsal sorunların kişiden kişiye değişebildiğini belirten Temiz, aynı tanıyı alan bireylerin bile farklı belirtiler ve ihtiyaçlarla karşılaşabileceğini söyledi. Bu nedenle tedavi sürecinde kişinin yaşadıklarının dinlenmesi ve kararların birlikte alınmasının önemine işaret etti.
Dünya Ruh Sağlığı Günü'nün yalnızca farkındalık oluşturmakla sınırlı kalmaması gerektiğini ifade eden Temiz, bireylerin kendilerini rahatça ifade edebildiği ve ihtiyaç duyduğunda destek alabildiği bir toplumsal ortamın oluşturulması gerektiğini belirtti.




