Gaziantep bu yıl kışı gerçekten “kış gibi” yaşadı. Soğuğuyla, yağmuruyla, toprağa işleyen o ağır ve bereketli havasıyla… Ve şimdi takvimler 21 Nisan’ı gösterirken, gökyüzü hâlâ gri, yağmur ise usul usul toprağı beslemeye devam ediyor.
Oysa çok değil, birkaç ay önce çiftçilerimiz yağmur duasına çıkmıştı. Kuruyan toprak, susuz kalan ekin, endişeli gözler… Hepsi hafızamızda tazeliğini koruyor. Bugün geldiğimiz noktada ise manzara bambaşka. Toprak suya doydu, çiftçi nefes aldı. Yağmur, sadece damla damla değil; umut umut yağdı bu yıl.
Atalarımız boşuna söylememiş; “Nisan yağmuru altın değerindedir” diye. Yine o eski sözler kulaklarımızda çınlıyor, “Cemre düştü, Arap devenin karnına girdi, garının oğlağını sel götürdü.” Bu sözler aslında doğanın dengesini, bereketin bazen taşkınlıkla geldiğini anlatır. Bu yıl da tam olarak bunu yaşadık. Nisan, adeta kışın son sözü değil; bereketin en güçlü cümlesi oldu.
Elbette bu durum günlük yaşamı da etkiledi. İnsanlar hâlâ yazlık kıyafetlerini çıkaramadı. Bahar, alıştığımız o ılık yüzünü biraz geç gösteriyor. Ama bu gecikmenin ardında saklı olan büyük bir kazanç var. Benden söylemesi.. Verimli topraklar, dolu barajlar ve umutla bakan çiftçi gözleri.
Unutmamak gerekir ki bu topraklar, suyla hayat bulur. Her damla yağmur, sadece bugünü değil, yarını da besler. Soframıza gelen ekmekten, dalındaki meyveye kadar her şey bu yağmurların eseridir.
Belki güneşi biraz özledik… Ama bereket, bazen bulutların ardında saklıdır.
Bu yıl Gaziantep’te ve ülkemizde yağan her damla yağmur, sadece toprağı değil; umudu da yeşertti.