Mehmet Şimşek'in yoğun bir şekilde konuşmaya başlaması, piyasalarda bir tedirginlik yaratıyor. Özellikle sıkılaşma politikalarının beklenen sonucu vermemesi, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) belki de en önemli kararlarından birini almasını gündeme getiriyor. Bu durum, ekonomideki belirsizliklerin artmasıyla birlikte yatırımcıların ve piyasa oyuncularının endişelerini artırıyor. Şimşek'in açıklamaları ve TCMB'nin alacağı kararlar, piyasalarda yakından takip edilen konular arasında yer alıyor.

BORSA DENGE ARAYIŞINDA, DÖVİZDE YÜKSELİŞ SÜRÜYOR

Seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte piyasalarda endişe belirtileri artıyor. Borsa değer kaybederken, altın ve dövizde dalgalanmalar gözleniyor. Geçen hafta BIST 100 endeksi yüzde 3.57 oranında düşüşle 8,828.70 puana geriledi. Endeks hafta içinde en düşük 8,795.90, en yüksek ise 9,368.51 puanı gördü. Hizmetler Endeksi yüzde 2.22, Teknoloji Endeksi yüzde 5.41, Mali Endeks yüzde 3.19 ve Sanayi Endeksi yüzde 4.06 oranında değer kaybetti.

Altın fiyatları da dalgalı bir seyir izledi. Geçen hafta 24 ayar külçe altının gram fiyatı yüzde 0.13 artarak 2,238 TL'ye, Cumhuriyet altınının fiyatı yüzde 0.12 artışla 15,043 TL'ye yükseldi. Doların fiyatı yüzde 0.8 artarak 32.2190 lira, Euro'nun satış fiyatı yüzde 0.3 artarak 35.1450 lira oldu. Sterlinin satış fiyatı ise yüzde 0.18 azalarak 41.1810 TL'ye geriledi. İsviçre Frankı ise önceki haftaya kıyasla yüzde 1.11 artarak 37.0970 TL'den alıcı buldu.

PİYASALARIN GÖZÜ KULAĞI MERKEZ BANKALARINDA

Küresel enflasyonun kontrol altına alınıp alınmadığı konusu hala bir muamma olarak karşımıza çıkıyor. Olumlu gelen verilerin ardından olumsuz verilerin gelmesi, piyasalarda belirsizliğe yol açıyor ve yatırımcıların kafalarını iyiden iyiye karıştırıyor. Ancak, Federal Rezerv'in (Fed) faiz indirimine gitmesi için haziran sonrasını beklemek gerekebilir. Bu hafta, piyasaların büyük çoğunluğu Fed'in faiz oranlarını sabit tutacağı konusunda hemfikir. Ancak, piyasalar Fed Başkanı Jerome Powell'ın yapacağı açıklamaları merakla bekliyor. Ayrıca, bankanın ekonomiye ilişkin projeksiyonları ve politika faizine ilişkin üyelerin beklentilerini içeren 'dot plot' grafiği de takip edilecek konular arasında yer alıyor. Avrupa'da ise enflasyon verilerinin yanı sıra, İngiltere Merkez Bankası'nın (BoE) perşembe günü açıklayacağı faiz kararı da piyasaların dikkatini çekiyor. Asya'da ise Japonya Merkez Bankası'nın (BoJ) faiz kararı önem taşıyor. Salı günü BoJ'un faiz kararının ardından cuma günü TÜFE verilerinin açıklanması bekleniyor.

TCMB İÇİN EN ZORLU KARAR

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in artan konuşmalarıyla birlikte piyasalarda tedirginlik artıyor. Ancak, sıkılaşma politikalarının beklenen sonuçları vermediği de açıkça görülüyor. Bu ortamda, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) belki de en kritik kararlarından birini alacak. Büyük olasılıkla politika faizini sabit tutacak ve bu, tarihi bir hata olarak değerlendirilebilir. Enflasyon rakamlarının gerçekçi olmadığı, politika faizinin enflasyonun oldukça gerisinde kaldığı ve piyasada likidite bolluğunun başka bir sorun oluşturduğu bir dönemde, politika faizini sabit bırakmak zaten bir hata olarak görülüyordu. Eğer bu hata seçimler nedeniyle tekrarlanırsa, bunun bedeli oldukça ağır olabilir ve belki de seçimlerden sonra dahi 750 baz puanlık bir faiz artışı yetersiz kalabilir. TCMB'nin tercihi, politika faizi artışı yerine bazı ilave sıkılaştırma adımlarıyla durumu idare etmek olabilir. Bunlar arasında, kredi kartı ve kredili mevduat hesaplarından nakit çekim işlemlerinde faiz oranının ihtiyaç kredisi faiz oranıyla uyumlu seviyeye yükseltilmesi gibi adımlar yer alabilir. Ancak unutulmamalıdır ki, politika faizi gibi acı ilaçların yanı sıra, diğer destekleyici tedbirlerin de yeterli olması muhtemel değildir. Bu konuda yakın dönemde alınacak kararlar önemli olacaktır.

KREDİ KARTI HARCAMALARINI BASTIRMAK İÇİN...

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), kredi kartı harcamalarındaki hızlı artışı kontrol altına almak amacıyla önemli bir adım attı. Kredi kartlarından yapılan nakit avans işlemleri ve kredili mevduat hesaplarında uygulanan aylık azami akdi faiz oranının hesaplama yönteminde değişiklik yapıldı. Yapılan değişiklikle birlikte hesaplanan aylık azami akdi faiz oranı yüzde 4.42'den yüzde 5'e yükseltildi. Özellikle son dönemde ihtiyaç kredisi faiz oranlarında yaşanan artışın ardından nakit avans için uygulanan faiz oranı, ihtiyaç kredisi faiz oranına göre düşük kalmıştı. Bu değişiklikle birlikte farklılık giderilmiş oldu. Yakın gelecekte yerel seçimlerin ardından kredi kartı harcamalarına yönelik yeni önlemler gündeme gelebilir. Ancak, bu müdahalenin henüz yapılmamış olmasının tek sebebi siyasi kaygılar olarak değerlendiriliyor. Seçim öncesinde dar ve orta gelirli kesimi açlıkla yüzleştirmek yerine, seçim sonrasında karşı karşıya getirecekler. Ancak unutulmamalıdır ki, kredi kartı olmadan özellikle emekliler ve asgari ücretliler gibi önemli bir kesimin temel tüketim maddelerine erişmesi oldukça zorlaşacaktır. Bu konuda yapılacak düzenlemeler yakından takip edilmelidir.

ÖNEMLİ ADIM

Mevduat faizlerinin düşük seyretmesinin temel nedeni likidite bolluğu olarak öne çıkıyordu. Gerçek enflasyonun oldukça altında kalan mevduat faizlerini cazip hale getirebilmek için önlemler alınması gerektiği kabul ediliyordu. Bu kapsamda Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), bankacılık sistemindeki Türk Lirası likiditesini sıkılaştıracak ve mevduat faizlerini olumlu yönde etkileyecek yeni zorunlu karşılık adımları attı. TCMB, zorunlu karşılıkların uygulama talimatında değişikliğe giderek, bu değişikliklerin likiditeyi sıkılaştırarak mevduat faizlerinde artırıcı bir etki yapacağını öngördü. Uygulama 15 Mart'ta başladı ve 5 Ocak 2025 tarihine kadar devam edecek. Ayrıca, TCMB'nin kısa vadeli Türk Lirası mevduatları için uyguladığı zorunlu karşılıklara faiz ödeme politikası, bankacılar tarafından kısa vadedeki mevduat faizlerinde ek bir yükseliş beklentisi olarak değerlendirildi. Bu adımların mevduat faizlerine olumlu yönde etki etmesi bekleniyor.

ARTIK ORTA GELİR GRUBUNUN KREDİYLE KONUT ALMASI İMKANSIZ

Konutta kredi faizlerinin zirvede seyretmesine rağmen, kredili konut alımlarında artış gözlemleniyor. Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) konut istatistiklerine göre, şubat ayında kredili konut alımlarında bir artış yaşandı. İpotekli konut satışları, şubat ayında 8 bin 827 olarak gerçekleşirken, ocak ayında ise bu rakam 5 bin 935 olarak kaydedilmişti. Şubat ayında ipotekli konut satışlarının toplam konut satışları içindeki payı yüzde 9.4 olarak belirlendi. Ancak, kredili konut satışları geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 49 düşüş gösterdi. Konut kredisi faizleri ise yıllık bazda yüzde 40'a yaklaşmış durumda. İpotekli satışlardaki artışa rağmen, kullanılan kredi miktarında bir gerileme yaşanıyor. Vatandaşlar, konut alımlarında eksik kalan kısımları tamamlamak için krediye yöneliyorlar. Ancak dar ve orta gelirli kesimlerin konut kredisiyle ev alması giderek zorlaşıyor. Zira, 1 milyon TL'lik bir kredinin aylık ödemesi 35,000 TL'ye ulaşmış durumda.

İPOTEKLİ SATIŞLARDA DÜŞÜŞ

Türkiye genelinde konut satışları şubat ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 17.3 artarak 93 bin 902 olarak gerçekleşti. Konut satışlarında İstanbul, 16 bin 344 konut satışı ve yüzde 17.4 payla en yüksek hacmi oluşturdu. Ancak, Türkiye genelinde ipotekli konut satışları şubat ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 49.1 azalarak 8 bin 827'ye geriledi. Toplam konut satışları içindeki ipotekli satışların payı yüzde 9.4 olarak kaydedildi. Ocak-şubat döneminde gerçekleşen ipotekli konut satışları ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 56.1 azalışla 14 bin 742 oldu. Şubat ayındaki ipotekli satışların 2 bin 60'ı, ocak-şubat dönemindeki ipotekli satışların ise 3 bin 464'ü ilk el satışlardan oluştu. Türkiye genelinde ilk el konut satış sayısı ise şubat ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 21.8 artarak 28 bin 594 oldu ve toplam konut satışları içindeki payı yüzde 30.5 olarak gerçekleşti. İkinci el konut satışları ise şubat ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 15.5 artarak 65 bin 308'e ulaştı ve toplam konut satışları içindeki payı yüzde 69.5 olarak kaydedildi.

YOKSULLUK SINIRI 25,568 TL, AÇLIK SINIRI 16,100 TL

Birleşik Metal-İş Araştırma Merkezi (BİSAM) tarafından yayımlanan rapora göre, sağlıklı ve dengeli beslenme kriterleri göz önünde bulundurularak dört kişilik bir ailenin yaşam standartları belirlendi. Bu hesaplama sürecinde TÜİK harcama grupları, 2003 yılı madde fiyatları, İstanbul Halk Ekmek fiyatları, zincir marketlerin cari ay internet fiyatları ve BİSAM Beslenme Kalıbı referans alındı. Rapora göre, şubatta açlık sınırı 16,100 TL olarak belirlendi ve bu tutar sadece gıda harcamalarını içeriyor. Bu hesaplamalar sonucunda ise hanehalkı tüketim harcamaları baz alındığında yoksulluk sınırı 55,691 TL oldu. Tek başına yaşayan bir bireyin sağlıklı ve dengeli beslenmeyle yaşamını sürdürebilmesi için yapması gereken mutfak harcamalarıyla birlikte barınma, ulaşım, eğitim, sağlık gibi temel ihtiyaçlarının toplam tutarı en az 25,568 TL olmak durumunda. Bu rakamlar, özellikle emeklilerin ve asgari ücretlilerin yaşam standartlarını zorlayıcı bir şekilde ortaya koyuyor.

TARIM-ÜFE’NİN ATEŞİ SÖNECEK Mİ?

Gıda enflasyonunun neden düşmediğini ve düşmeyeceğini anlamak için tarım-ÜFE verilerine bakmak yeterli olabilir. Tarım-ÜFE'de (2020=100), 2024 Şubat ayında bir önceki aya göre yüzde 7.18, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 11.3, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 58.29 ve oniki aylık ortalamalara göre yüzde 60.28 artış gerçekleşti. Sektörlerde bir önceki aya göre, tarım ve avcılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 7.28, ormancılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 5.25 ve balık ve diğer balıkçılık ürünleri; su ürünleri; balıkçılık için destekleyici hizmetlerde yüzde 5.93 artış gerçekleşti. Ana gruplarda bir önceki aya göre, tek yıllık (uzun ömürlü olmayan) bitkisel ürünlerde yüzde 8.98, çok yıllık (uzun ömürlü) bitkisel ürünlerde yüzde 2.55 ve canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerde yüzde 6.02 artış gerçekleşti. Küresel ölçekte gıda fiyatları düşerken, Türkiye'de gıda enflasyonunun bir türlü düşmemesinin sebeplerinden biri işte bu verilerde yatıyor olabilir.

PEKİN, PİYASAYI YUANA BOĞDU

Çin Merkez Bankası (PBoC) tarafından yapılan açıklamaya göre, bankaların ocak ayında verdiği yeni yuan kredilerinin toplamı 1.45 trilyon yuan (yaklaşık 200 milyar dolar) olarak gerçekleşti. Banka kredileri, borç tahvilleri ve hisse senedi fonlarından oluşan toplam finansman ise 1.56 trilyon yuana (yaklaşık 220 milyar dolar) ulaştı. Şubat ayında genel kredi hacmi yüzde 10.1 artarken, dolaşımdaki nakit para ile bankalardaki vadeli ve vadesiz mevduatları içeren genel para arzı ise yüzde 8.7 artış gösterdi. Ocak ayında yeni yuan kredileri 4.92 trilyon yuana (yaklaşık 690 milyar dolar) ulaşarak, reel ekonomiye yönelik toplam finansman ise 6.5 trilyon yuana (yaklaşık 920 milyar dolar) çıkarak bugüne kadarki en yüksek aylık seviyeye ulaşmıştı. Yılın ilk ayı, yeni banka kredilerinin ve diğer finansman araçlarının yoğun olarak kullanıldığı bir dönem olarak bilinirken, Pekin yönetimi, reel ekonomiyi destekleme çabaları kapsamında kredi hacmini genişletmeye yönelik adımları sürdürüyor. Ancak bu önlemlerin durgunluğa çare olmaya yetmediği gözlemleniyor.

SEBEBİ ‘ŞUNTO’ OLACAK

Diğer merkez bankalarının aksine, Japonya Merkez Bankası (BoJ) uzun süredir ultra gevşek para politikasını sürdürdü, bu durum Japonya'nın yapısal ekonomik özellikleriyle doğrudan ilişkilendiriliyor. Ancak son zamanlarda durum biraz değişmeye başladı. Japonya'da sendikalar ve işverenler arasındaki bahar ücret görüşmelerinde, son otuz üç yılın en güçlü ücret artışları olabileceğine dair işaretler ortaya çıktı. Bu durum, BoJ'un Şubat 2007'den bu yana ilk kez politika faizi artırımını yapabileceği ve negatif politika faizinden vazgeçebileceği beklentisini güçlendiriyor. Bankanın enflasyon zorlukları ve fiyat istikrarını sağlama isteği nedeniyle negatif faiz oranlarından çıkabileceğine dair beklentiler artıyor. Uzmanlar, BoJ'un ilk faiz artırımını nisanda gerçekleştirebileceğini düşünüyor.