Taş evleri, dar sokakları, hayatları, arişleri, kastelleri, bağları ve bugün günlük konuşmada dahi unutulmaya yüz tutan kelimeleri… Gaziantep'in eski şehir kültürünü anlatan “Vara” başlıklı yazı, kentin yıllar içerisinde kaybettiği mimari ve kültürel değerleri bir kez daha gündeme getirdi. Yazıda, “Eski şehir düzenimizi, yerel mimarimizi, yapımızı bir kalemde kaldırıp atmayaydık” sözleriyle geçmişe dikkat çekilirken, bugün yerinde olmayan çok sayıda yapı ve bölge de tek tek hatırlatıldı.
Gaziantep'in bugün hızla değişen şehir dokusunun altında başka bir Antep'in izleri bulunuyor. Taş yapıların sıralandığı dar sokaklar, avlulu evler, bağ ve fıstıklıklar ile kendine özgü bir yaşam kültürüne sahip eski Antep, “Vara” başlıklı yazıyla yeniden hatırlandı. Yazıda kullanılan birçok kelimenin bugün genç kuşaklar tarafından bilinmemesi ise değişimin yalnızca yapılarda olmadığını ortaya koyuyor. Gaziantep'e özgü mimariyle beraber o evlerde kullanılan eşyalar, yetiştirilen çiçekler ve bunları tarif eden Antep ağzına ait kelimeler de giderek günlük yaşamdan çekiliyor.
Bir evden fazlasıydı
Eski Antep evlerinin özelliklerinin sıralandığı yazıda, “Vara o misgilim taş yapılı, alt evli, üst evli, hayatlı, taklı, ganeli, mağaralı, ocaklıklı, hamamlı, basammaklı, puhareli, nacarlı, bardak altılı evimizi terk etmeyeydik” deniliyor. Bugün bu kelimelerin bir kısmını anlamak için sözlüğe ihtiyaç duyulması bile yaşanan kültürel değişimi gözler önüne seriyor.
“Hayat” evin avlusunu, “tak” avlunun bir tarafındaki ahşap balkonu, “gane” küçük süs havuzunu, “ocaklık” mutfağı, “puhare” mutfak bacasını, “nacarlı” ise odalardaki ahşap kaplamayı anlatıyor. “Bardak altı” denildiğinde ise evin çatı arası kastediliyor. Bunların her biri eski Antep evinin yalnızca mimari unsurları değil, kentteki gündelik hayatın da parçalarıydı.
Hayatlarda çiçek, arişlerde üzüm vardı
Eski evlerin avluları da başlı başına bir yaşam alanıydı. Yazıda, “Vara ekinliğinde arişi, bal çiçeği, lökkiyesi, zehir çiçeği, leylağı, narı olan hayadımızı yok bellemeyeydik” sözleriyle bu kültüre dikkat çekiliyor. Antep ağzında “ariş” üzüm asmasını, “bal çiçeği” hanımelini, “lökkiye” sardunyayı, “zehir çiçeği” ise zakkumu ifade ediyor. Üzüm asmasının gölgelediği, narların ve çiçeklerin bulunduğu hayatlar, eski Antep evlerinde aile yaşamının önemli bölümünün geçtiği alanlar olarak hafızalardaki yerini koruyor.
Evler gitti, eşyalar da kayboldu
Değişen yalnızca evler olmadı. O evlerin içinde kullanılan ve geçmişte hemen her Anteplinin bildiği birçok eşya da zaman içerisinde ortadan kalktı. Tandırlar, nişare sobaları, taban hasırları, yer minderleri, sırt yastıkları, çabıt kilimleri, döşekler, yün ve pamuk yorganlar ile seferiye yastıkları yazıda özlemle anılan eşyalar arasında yer aldı. Bakır ve metal mutfak eşyalarına da ayrıca dikkat çekilerek tel mahmil, teşt, don kazanı, tis kazanı, aş mangalı, kulplu tava, elbeşte, badiya, küp ve çirtikli sahanların hurdacılara verilmemiş olması gerektiği vurgulandı.
“Evlerimizi yıkmayaydık”
Yazının en dikkat çekici bölümlerinden birini ise eski Antep'in şehirleşme biçimine yönelik eleştiri oluşturdu. Tahtadan yapılmış, üzeri tudya kaplı, tokmaklı ve çarklı kapılara sahip evlerin yıkılmaması gerektiği belirtilerek şu sözlere yer verildi:
“Eski şehir düzenimizi, yerel mimarimizi, yapımızı bir kalemde kaldırıp atmayaydık.”
Dar sokakların da eski şehrin korunması gereken özelliklerinden biri olduğu vurgulanarak, yeni yapılaşmanın mevcut tarihi doku yerine kıraç ve verimsiz alanlara yönelmesi gerektiği ifade edildi.
Bağların yerini apartmanlar aldı
Eski Gaziantep denildiğinde yalnızca kent merkezindeki taş yapılar değil, bağ kültürü de öne çıkıyor. Yazıda, “Vara o misilli bağlarımızı, kirazlıklarımızı, fıstıklıklarımızı harap edip yerlerine apartman dikmeyeydik” denilerek kentin büyümesiyle birlikte kaybedilen yeşil alanlara dikkat çekildi.
Bir dönem Antep yaşamının ayrılmaz parçası olan bağlar, kirazlıklar ve fıstıklıkların yerini zaman içerisinde yapılaşmaya bırakması, yazının en önemli eleştirilerinden birini oluşturdu.
Kaybolan Antep tek tek sıralandı
Yazıda bugün eski halinden uzaklaşan veya artık kent hafızasında yaşayan çok sayıda yerin adı da anıldı. Arasa, Almacı Pazarı, Gümüş Kastel, Osmaniye Kasteli, Döşeme Üstü, Değirmi Suvak, Sarı Mektep ve Mecit Bey'in mayenehanesinin yanı sıra hanlar, hamamlar ve yıkılan yüzlerce bina hatırlatıldı.
Geçmişte yapılan eserlerin ekonomik imkânsızlıklar nedeniyle restore edilemese dahi korunması gerektiği belirtilerek, “Paramız yoksa bile atalarımızın yaptırdığını harap da olsa bes bekliyeydik, paramız olunca yapaydık” sözleriyle kent hafızasının korunmasının önemine vurgu yapıldı.
Kelimeler de Antep'le birlikte değişti
“Vara” yazısının ortaya çıkardığı bir başka gerçek ise Antep ağzına ait kelimelerin giderek unutulması oldu. Misgilim, gane, puhare, nacarlı, ariş, lökkiye, cüdele, elbeşte, badiya, seferiye ve “o misilli” gibi geçmişte günlük yaşamın içerisinde kullanılan birçok sözcük bugün açıklanmaya ihtiyaç duyuyor.
Bir zamanlar bir evi, eşyayı, çiçeği veya yaşam biçimini tarif etmek için kullanılan bu kelimelerin unutulması, Gaziantep'in değişen şehir yapısıyla birlikte sözlü kültürünün de giderek kaybolduğunu gösteriyor.
Taş evlerden bağlara, bakır kaplardan Antep ağzına kadar uzanan “Vara”, aslında tek bir özlemi anlatıyor: Gaziantep büyürken eski Antep'ten kalanları da koruyabilseydik.