Teknolojinin hızla geliştiği, dijital dünyanın hayatımızın merkezine oturduğu bir çağda yaşıyoruz. Artık para kazanmanın yolu sadece alın terinden değil, ekranlardan da geçiyor. Ancak bu yeni düzen, beraberinde ciddi bir yozlaşmayı da getiriyor.
Bugün sosyal medyada kendini “fenomen” olarak tanımlayan birçok kişi, hayatının en mahrem anlarını bile çekinmeden paylaşarak kolay yoldan kazanç sağlamayı tercih ediyor. Özel günler, aile içi sohbetler, hatta tartışmalar… Hepsi birer içerik haline getirilmiş durumda. Daha fazla izlenme, daha fazla beğeni ve en önemlisi daha fazla kazanç uğruna, sınırlar birer birer ortadan kalkıyor.
Öyle ki, artık bazı içerik üreticileri dikkat çekmek adına bedenlerini teşhir etmeyi bile normalleştirmiş durumda. Giydikleri, çıkardıkları, yaptıkları her şey bir kazanç kapısı olarak görülüyor. Bu durum sadece içerik üreticilerinin tercihiyle sınırlı kalmıyor; onları izleyen, takip eden ve destekleyen kitle de bu düzenin bir parçası haline geliyor. Talep oldukça, bu tarz içerikler de artarak devam ediyor.
Daha vahim olanı ise, aile kavramının bu süreçte ciddi şekilde zarar görmesi. Sosyal medyada mutlu bir tablo çizen çiftlerin, aynı platformda tartışmalarını, krizlerini ve hatta ayrılık süreçlerini paylaşmaları artık sıradan hale geldi. Mahremiyetin yerini teşhir, samimiyetin yerini ise kurgu aldı. Peki, neden? Cevap basit… Daha fazla etkileşim, daha fazla para ve gündemde kalma arzusu.
Ancak burada durup düşünmek gerekiyor. Bu gidişat nereye? Toplum olarak hangi değerlerimizi kaybediyoruz? Aile, mahremiyet ve saygı gibi kavramlar, birkaç beğeni uğruna göz ardı edilecek kadar değersiz mi?
Bu düzenin önüne geçmek elbette kolay değil. Ancak imkânsız da değil. Öncelikle birey olarak tükettiğimiz içeriği sorgulamak zorundayız. İzlediğimiz, beğendiğimiz ve paylaştığımız her şeyin bu çarkı döndürdüğünü unutmamalıyız. Talep olmazsa, arz da olmaz.
Aynı zamanda sosyal medya platformlarının da bu konuda daha sorumlu davranması gerekiyor. Toplumsal değerleri zedeleyen, insan onurunu hiçe sayan içeriklere karşı daha net bir duruş sergilenmeli.
Dijital çağın sunduğu imkânları reddetmek değil, doğru kullanmak gerekiyor. Sosyal medya bir kazanç kapısı olabilir, ancak bu kapıdan girerken insanlığımızı, değerlerimizi ve mahremiyetimizi kapının dışında bırakmamalıyız.
Unutulmamalıdır ki; kolay kazanılan her şeyin bir bedeli vardır. Ve bu bedel, çoğu zaman kaybettiğimiz değerlerden çok daha ağır olur.