Evet deniz suyu, hayatımızın bir çok evresinde bu kelimeyi kullanabiliriz, özellikle sevdiklerimiz bizi zorladığı vakit!  Bu tabiri sık sık kullanırız, deniz suyu gibi ne içilir ne vazgeçilir... İşte bu tabir son sıralarda cuk diye oturuyor memleket sevdamızın üzerine, ya sev, ya terk et derler ya...  O cinsten, memleketi bu kadar severken bu kadar uzaklaşmak ne kadar acı verici, eminim bazılarınız neden diye sorarken çoğunuz ben anlatmadan anladınız bence durumu!

Yahu insan kendi memleketinde bu kadar yabancı duruma düşer mi, bu nasıl bir şey! Neredeyse aşık olduğum şehir Gaziantep, bana çok yabancı, içinde yaşayanlar ve yaşananlar artık bize çok uzak. İkinci memleketim olan Hollanda bu kadar yabancı olmasına rağmen daha bir sıcak daha bir yaşanası, ekonomiyi, siyaseti geçtim onlar zaten ortada en azından insanlık denen olgu henüz kaybolmadı oralarda fakat durum burada farklı. Zengin-fakir, arkası olan olmayan veya şanslı-şanssız ayrımı yok orada... Sabahları mis kokan geceleri serin huzurlu. Serin gökyüzü ile insana huzur veren şehrim artık silah sesleri, yandaşların müzik hollerinin gürültüsü, çok farklı insan kitlelerinin birbirini görmezden gelerek, hatta umursamayarak yaşadığı şehir oldu. Şehrin gerçek sahipleri nefes almak için gidebilecekleri yerleri birbirlerine sorup duruyorlar, işin garibi bu durum kimseyi rahatsız etmemiş gibi görünse de maddi durumu yerinde olup biraz düşünebilen yerliler buradan gitmenin hayallerini kuruyorlar. Gaziantep kendini devşirme peşinde sanki!

Bizi bu duruma düşürenlere ne kadar teşekkür etsek azdır!