Çocukluğumuzda pek çok oyun oynadık. Oyun hayatımızın bir parçasıydı. Çocukluğumuzun en unutulmaz anları belki de oyun oynadığımız anlar, unutmadığımız arkadaşlarımız da oyun arkadaşlarımızdı. Biz farkında olmadan oyun oynadığımız anlarda, konuşmayı, anlaşmayı, paylaşmayı öğrenmiştik. O oyunlarda takım olmayı, rekabeti, yarışmayı, kazanmayı ve kaybetmeyi bellemiştik.Oyunlar kız ve erkek çocuklarına göre ayrı ayrıydı. Bir kısım oyun; gülle, çember, top, çelik çomak, ,bebek, beş taş gibileri bir araçla, bazıları da aletsiz oynanırdı.Bazı oyunların aletlerini kendimiz yapabildiğimiz gibi bazılarını satın almak zorundaydık. Mesela taşla ilgili oyunlarda sokaktan bulduğumuz bir taşı, çelik çomak oynarken gerekli ağaç dalını kendimiz temin eder, keser, yontar şekil verirdik. . Âmâ deerme satın almak zorunda olduğumuz bir oyuncaktı.Topaç tüm çocukların severek oynadığı oyunlardan biriydi.Antep deyimi ile “Deerme” aletli oyunlardandı.Deerme, Antep ağzında; yuvarlak olan nesneler için kullandığımız bir sözcüktür.Topaç yani Deerme; yumurta biçiminde, ucunda sivri metal çivisi bulunan, etrafı iple sardıktan sonra hızla yere atılan ve sonrasında dönen oyuncaktır.Topaç Anadolu’da ;”alalı, angırşak, arşak, cicoz, çini, bozanak, bireyme, çevirgeç, deleme, deveran, develeme, değirme, düğeme, doma, dönbaba, dönergeç, fırıldak, fırdöndü, fıçı, fırfırı, fırfır, fırfırk, fıtça, firmen, iştifan, katır, kaytan, kiriştek, köçek, kirmen, kirildek, maymun, muzip, mozik, pımpır. Pırfangaç, totik, topaç, tendürük, tutturamanço, vızırdak, vızıldak, vızık, vızvız, yanardöner gibi 200’ün üzerinde farklı isimle bilinmektedir.” Gaziantep’te de topaca; Deveme, derme, deerme, değirme denir. Genelde de deerme sözcüğü tercih edilir, kullanılır.Topacın isimlendirilmesinde oyun aracının şekli, biçimi olduğu kadar, dönerken çıkardığı sesi, ortaya çıkan hareketleri onun adlandırılmasında esas olmuştur.Deerme (Topaç) ağaçtan yapılır. Deerme onlarca yıl önce elde yontularak şekil verilirken, daha sonra haratlar tarafından tornada çekilerek biçimlendirilmiştir. Gaziantep’te deermeleri Uzunçarşı’da, Kalealtı’nda, Eblahan’dan haratlar yapar, pek çok bakkal dükkânında da satılırdı. Deermeler; yumurta, konik biçimde olur, üzerinde enine paralel birkaç kırmızı, yeşil, mavi şerit çizgi yer alırdı. Boyamada ağaç ve kumaş boyasıyla kullanılırdı. Deermenin ucundaki demir çiviye de ; “TOPAZA “, “TOMZA” ya da” KABARA ”denirdi.Deerme iki çeşit olurdu. Birincisi; Gaziantep’te Zindiyan ağacından yapılmış olan sağlam ve ağır olanlar. İkincisi de ;“HARTAP” denilen türüdür ki bunlar; çürük ve hafif kavak ağaçlardan yapılırdı. Bir de “Maraş deermesi “vardı ki “Hacivat, Tratari “diye adlandırılan deermelerdi. Kalitesiz ağacından yapılan deermeler rağbet görmezdi. Deermenin Zindiyan dediğimiz sert; gürgen, meşe, fıstık ağacından yapılmış olanı makbuldü. Zindiyan ağaç deermelere sağlamlık yanında, ona ağırlık, denge ve oturaklı dönme imkânı sağlardı.Bir de “ANA, BABA “ deermeler vardı. Bunlar Zindiyan ağacından yapılmış, normalden daha büyük ve şişmanlardı. Bu Deermeler dönmekte olan normal deermelere nişan alınıp atıldığında çoğu zaman küçük ve ucuz Deermeleri ikiye bölerdi. Bu yarışma şekline de “HORTLAŞMAK” denilirdi.Deermeler genellikle düz, sert, toprak zeminde oynanırdı. Deermenin yere atılmasından sonra bir noktada yalpalamadan, sağa sola kaymadan, sabit dönüş yapmasına “MUM TUTMA”, Mum tutma süresi uzadıkça buna ; “CAYNADI” denirdi.Deermenin ucundaki çivi, yani topuza zamanla körleşir sivriliğini kaybederdi. Bu durumda deerme sağa sola yalpalamaya, gezinmeye, gayrı muntazam dönmeye başlardı. “KABARASI ” iyi olmayan deermeler yalpalar, seke seke dönerdi ki bunlara da “TARTARI DEERME” denirdi. Deermede iyi bir oyun çıkarmak için topuzanın ucunun mutlaka yeniden tesviye edilerek inceltilmesi gerekirdi. Bunun için de ucunu eğe veya zımpara kâğıdıyla iyice inceltilirdi.Deerme yere atladığında ilk anda bir vınlama sesi duyulurdu. Bu vınlama sesi deermenin kaliteli olduğunun göstergesi kabul edilir, iyi vınlamayınca da” TARTARI” denirdi. Cezalı olduğumuz zaman yani culupta deerme bulundurmak zorunda kaldığımızda, Tartarı olan deermeyi “culupa”koyar, rakip dermeler ona çakar, onu bölmeye çabalardı.Nedendir bilinmez, bazen iyi vınlasın diye özellikle harattan Zindiyan deerme alır, deermenin çivisinin altına sinek gömerdik. Deerme dönerken havalı olsun diye elimizle boyar, üstüne sigara kâğıdı yapıştırırdık. Bazen de dayanıklı olsun diye de tepesine raptiye çakar, teneke kaplar, gazoz kapağı çivilerdik. Bu da deermeyi koruma yöntemleriydi.Deermeyi tek başımıza zevkine çevirdiğimiz gibi, üç beş arkadaş bir araya gelerek yarış havasına sokup oynadığımız da olurdu.Çoğu kez evden Zindiyan odun çalıp uzun çarşıya haratlara götürüp deerme yaptıranda olurdu. İki odun bir deermeydi.Ayrıca, deermenin türlü türlü atışları olurdu. Deermenin ipini sarıp, avcunuzun içinde ters tutup, sert atışına, hızlı dönüşüne;” erkek atışı”…Deermeyi öne doğru nazikçe ittirip çekip, yavaşça atmasına “kız atışı” denirdi.Oyunu iki kişi oynuyorsanız ilk oyuncu; “EZEL”, ikincisi ;“ AHIR” denirdi.İkiden fazla oyunlarda birinci oyuncu; ezel, ondan sonraki oyuncu; “ezel ahır”, en son oyuncuya ;“gahacı ya da ahır” diye adlandırılırdı.Deermeyi avuç içinde alıp gezdirmek, ipin üstünde aşağı yukarı kaydırmak, enfiye çukuruna” almak, mum diktirmek, en büyük zevkte yerde yatan deremeye “BAŞ ÇEKMEKTİ”. Hele sizinki BABACIL ya da HACIYSA deermeyi ikiye yardın mıydı oyunun keyfine doyum olmazdıDeerme oyunu birkaç şekilde oynanırdı.1-Aynı anda deermeler yere atılır, dönemeye başlayan topaçlardan en uzun süre dönmeye devam eden birinci olurdu.2-Daire içinde kalma. Bu iki çeşittir; CULUPLU(çukurlu), CULUPSUZ (çukursuz).Yere genişçe bir daire çizilir. Buna “HÖRE “denirdi. Sıra ile çizilen dairenin içine deermeler atılır. Daire içinde kalan deerme birinci sayılırdı.Bu oyunun bir de culuplu olanı vardır ki; Yine yere bir daire çizilir, çizilen dairenin tam ortasına küçük bir çukur kazılır. Sıra ile deermeler daire içine atılırdı. Dönen dermelerden Culubun içine düşen elenirdi. Culupta düşmeden daire içinde dönüşünü tamamlayan birinci olurdu.3-Yere bir daire çizilir. Oyna iştirak edenler Eski ve tartarı deermelerinden birini “FORDA “yatırırlar. Oyuna dâhil olanlar yerde duran topaca sıra ile vurarak yerdeki topacı dairenin dışına çıkarmaya çalışırlardı. Bu oyun çeşidinde önemli olan deermeyi attığınızda yerde duran topacı vurmak yanında vurduktan sonra attığınız deermenin bir müddet dönüşünü sağlamaktı. Bu oyun çeşidinde yerde yatan topaçlardan en fazlasını vurarak dışarı atan oyunun kazananı sayılırdı. Bu oyun hem ustalık, hem de iyi bir deerme gerektirirdi. Özellikle zindiyan deermeler bu oyunda farkını ortay koyardı.Bazen de dönen Deermeleri avcumuza alır, saymaya başlıyordIk. En uzun süre elde tutan kazanırdı. Bu da bir yarışma şekliydi.Deerme oyunu genellikle” ALMALI-KIRMALI “olarak yapılırdı.Oyuna girenlerin oyunu kazanması halinde rakiplerinin topacını almasına; “ALMALI”Kaybedenlerin topacını kendi topacı ile tepesine vurarak ezmesine, “KIRMALI” denirdi.Deerme bir oyundu. Ancak Biz deermeyi sadece çevirmezdik. Diğer arkadaşlarımızın deermelerinin tepesine vurmak, attığımızda bindirip onları ikiye bölmek de oyunun parçasıydı. Bu da hepimizin en büyük amacı, en büyük zevkiydi.Çocuktuk!… Deermenin ipi ayaklarımızın altında; tozun, toprağın içinde o kadar çok depelenir, çamur olur, kirlenirdi de onu gözümüz görmez, deermeyi iyi sarmak adına ipi ağzımıza alır, ıslatır ipi sarardık. Hasta olmak aklımızın ucundan bile geçmezdi.Şimdi kaç para olduğunu hatırlamıyorum ama biriktirdiğim bir kaç kuruşla eski garajlarda Ayşebacı camisinin hemen yanı başında topaç satan dükkâna gider, topacımı kendi elimle seçerdim. Geniş bir zembil içinde yığılı olan deermelerin çivisi en düzgün, ağacı en sert, haratta en düzgün çekilmiş olan arar bulurdum. Topacı alınca özellikle topaca sarıp atmaya yarayan ipin boyunu kendime göre ayarlardım. Sonra mahallenin çocukları bir araya gelir, temiz toprak bir zemin bulur, başlardık topaçları yere fırlatıp çevirmeye. Allah var, ben de topaca ipi oldukça düzgün ve sıkı sarar, yere sert atar, diğer arkadaşlarımın topaçlarının tepesine bindirirdim. Onu her yere attığımda diğer çocukların topaçlarına vurdukça gururlanır, göğsüm kabarır, havamı atardım… Topacımın rengi solmaya başlayınca sulu boyamla boyar, yepyeni ederdim.Hey gidi günler hey! Şimdi topaçlarda teknolojiye uydu. Rengârenk ışıkları, çıkardıkları seslerle uzay araçlarını hatırlatan bu yeni yetme aletlerin bizim boyalı, ağaçtan yapılma, tozun toprağın içinde oynadığımız topaçların yerini tutması imkânsız. Çünkü onlarda hepimizin parmak izlerimiz, alın terimiz, sokakların tozu toprağı, cebimizden çıkan harçlıkların bedeli vardı. En önemlisi de hayallerimiz o topaçlarla büyüdü, bugünlere geldi.Yazan:Ibrahim Alisinanoğlu-Gazianetp Miş Miş