Öyle bir nesiliz ki, dünyadaki gelişmelerin dönüm noktalarını yaşadık ve yaşıyoruz. Köyde büyümedim, şehirliyim. Fakat bu at arabası görmedim anlamına gelmiyor. Eşek üzerinde süt satanlar, at arabası ile yük taşıyıp, üzerinde öteberi satanları gördük. At arabası belki bin yıldır vardı ve biz bu işin son demlerine yetiştik. Gaz lambaları, çevirmeli telefonlar ve birden ne olduysa şu an elektrikli araçlar… Dünyanın öbür ucu ile online görüntülü görüşmeler falan baş döndürücü…

Ve bu hengamede insanın değerinin nasıl da yok olduğunu sevgi ve muhabbetin bittiğini fark edemedik. Hani bir kahvenin kırk yıl hatırı vardı. Hani evdeki misafir odaları, büyük davetler samimi nişanlar, düğünler, taziye evleri nerede? Gerçeği görmek için illa ölmek mi lazım? Bence ölmeyi beklemeyin. Bir kahve için ve şöyle bir eskiyi düşünün. Geçmişten kalan birkaç objeyi fotoğrafı inceleyin. Belki bir film izlersiniz… Yanınızdakilere şöyle iyi bakın ve onlarla bir gün ayrılacağınızı düşünün… Kıymetlerini bilmeye bakın!

Cuma günleri içi boş tebrik mesajları atmak kolaydır sosyal medyada. Bayrak ve süslü cümleler paylaşmak da kolay… Ama asıl önemli olan bir araya gelmek ve bir olduğunu hissetmektir.

Biz bu coğrafyanın üzerinde yaşayan öylesine bir topluluk değiliz. Biz buraları kan ile aldık kan ile koruduk. Biz gerçek bir milletiz ve bu ruhu kaybetmemeliyiz.