Yemek sonrası tatlı arayışı, birçok kişi için neredeyse refleks hâline gelmiş durumda. Uzmanlar, bu dürtünün kan şekeri dalgalanmaları, öğünde alınan karbonhidrat türü, bağırsak hormonları ve beyin ödül merkezi aktivasyonu ile ilişkili olduğunu belirtiyor. Özellikle kan şekerini hızlı yükselten yoğun karbonhidratlı bir öğünün ardından beyne “enerjiye ihtiyacım var” sinyali gönderiliyor. İşlenmiş gıdaların azaltılması, lif tüketiminin artırılması ve su içme alışkanlığının kazanılması ise tatlı isteğini ve tüketimini azaltıyor.
Sağlıklı bireylerde yemek sonrası tatlı isteği genellikle bir hastalık belirtisi olarak görülmüyor. Öğün sonrası insülin artışıyla birlikte kan şekeri düşüşe geçiyor ve bu hafif düşüş beyne hızlı enerji sağlamak için tatlı tüketme mesajı verebiliyor. Sorun, kan şekeri değerinden çok düşüşün hızında ortaya çıkıyor. Özellikle basit karbonhidrat ağırlıklı beslenen kişilerde tatlı isteği daha belirgin olabiliyor.
Tatlı krizlerini azaltmada yeterli sıvı alımının da etkili olduğu ifade ediliyor. Dengeli beslenme, liften zengin öğünler, düşük glisemik indeksli karbonhidratlar, yeterli protein ve sağlıklı yağ tüketimi ani kan şekeri düşüşünü önleyerek tatlı isteğini azaltıyor. Düzenli uyku, stres yönetimi, kısa yürüyüşler ve davranışsal teknikler de bu konuda destek sağlıyor.
Araştırmalar, yemek sonrası dopamin yanıtının azaldığı durumlarda tatlı isteğinin daha belirgin hale geldiğini gösteriyor. Stres, kaygı, yorgunluk, uyku düzensizliği ve ödül mekanizmasının aşırı çalışması da tatlı tüketimini artırabiliyor. Duygusal yeme davranışı olan kişilerde tatlı isteği daha sık ve yoğun görülürken, bu nedenle psikolojik faktörler de tatlı krizlerinin önlenmesinde göz ardı edilmemesi gereken bir etken olarak öne çıkıyor.




