Kış aylarında düşen hava sıcaklıkları ve sert rüzgârlar, göz yüzeyindeki nem dengesini bozarak göz kuruluğuna yol açabiliyor. Özellikle dış ortamda uzun süre kalan bireylerde gözyaşı tabakasının buharlaşması hızlanırken, göz yüzeyi yeterince korunamıyor.

Kapalı ortamlarda risk daha da artıyor

Soğuk havayla birlikte kapalı alanlarda yoğun şekilde kullanılan ısıtıcılar ve klimalar, ortam havasının nem oranını düşürüyor. Bu durum, gözyaşının daha hızlı buharlaşmasına neden olarak göz kuruluğu şikâyetlerini artırıyor. Ofis çalışanları ve uzun süre kapalı mekânda bulunan kişiler, risk grubunda yer alıyor.

Belirtiler hafife alınmamalı

Göz kuruluğu; yanma, batma hissi, kızarıklık, kaşıntı, ışığa hassasiyet ve zaman zaman bulanık görme gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Uzmanlar, bu şikâyetlerin geçici olduğu düşünülerek ihmal edilmesinin, ilerleyen süreçte daha ciddi göz problemlerine zemin hazırlayabileceğini belirtiyor.

Ekran kullanımı sorunu derinleştiriyor

Kış aylarında evde geçirilen sürenin artmasıyla birlikte bilgisayar, telefon ve tablet kullanımı da yükseliyor. Uzun süre ekrana bakmak, göz kırpma sıklığını azaltarak göz yüzeyinin kurumasına neden oluyor. Bu durum, mevcut göz kuruluğunu daha da şiddetlendirebiliyor.

Diş Kaybı Sandığınızdan Daha Tehlikeli Olabilir
Diş Kaybı Sandığınızdan Daha Tehlikeli Olabilir
İçeriği Görüntüle

Kimler daha fazla risk altında?

Göz kuruluğu, özellikle ileri yaştaki bireylerde, kontakt lens kullananlarda, kronik hastalığı bulunanlarda ve düzenli ilaç kullanan kişilerde daha sık görülüyor. Ayrıca kadınlarda hormonal değişimlere bağlı olarak göz kuruluğu riskinin daha yüksek olduğu ifade ediliyor.

Kaynak: Haber Merkezi