Sabah ritmi: Fırından taş fırına, çarşıya akış
Gün, mahalle fırınından yükselen sıcak ekmek kokusuyla başlardı. Sıcak pide ve tırnaklı ekmek, evlerin sofralarına taşınırken kadınlar erkenden pazar alışverişine çıkar, erkekler çarşıya ve işine yönelirdi. Bakırcılar, demirciler, saraçlar, kumaşçılar, aktarlar… Şehrin kalbi hanlarda ve çarşılarda atar; çekiç sesleri, yünden ip bükme uğultuları ve pazarlık sesleri gün boyu sürerdi.
Mahalle hayatı: Komşuluk, imece, avlulu evler
Mahalleler, avlulu taş evlerin gölgeliklerinden oluşurdu. Akşamüstü avlularda semaver kaynar; komşuya bir tabak yemek, bir dilim tatlı “tadımlık” diye giderdi. İmece usulü işleri paylaşmak doğaldı: Kışlık hazırlık, pekmez kaynatma, salça çıkarma… Mahalle bakkalı veresiye defteri tutar, muhtar herkesi ismen tanır, sokaktan geçen seyyar satıcının sesi çocuklar için oyun başlangıcı sayılırdı.
Zanaatın omurgası: Usta–çırak kültürü
1950’lerin Antep’i, üretimin el emeğine dayandığı bir kentti. Bakırcılık, kutnuculuk (ipek-koton karışımı dokumalar), ayakkabıcılık ve terzilik güçlüydü. Ustalar, dükkân önünde çalışır; çırağa hem zanaatı hem de meslek ahlâkını öğretirdi. Esnaf, “siftah yaptım, komşum yapsın” anlayışıyla birbirini gözetir; gün sonu hesapları, sabahın bereketini aratmazdı.
Sofranın kimliği: Yerel mutfak günlük yaşamın merkezinde
Günlük menü, mevsime göre şekillenir; sebze tencere yemekleri, etli–sebzeli sulu yemekler, bulgur ve bakliyat öne çıkardı. Hafta sonu veya özel günlerde kebap ve sac kavurma sofraya gelirdi. Ev yapımı yufka, tarhana, erişte, kuruluk biber–patlıcan asılı serenderlerde kurutulurdu. Tatlıda ev baklavası, kadayıf, şıra–pekmez eşlik eder; misafire “bir fincan kahve” esirgenmezdi.
Ulaşım ve şehir içi hareket: Yaya kent, fayton ve az sayıda kamyonet
Şehir içi dolaşım çoğunlukla yaya gerçekleşirdi. Merkeze uzak mahallelerden çarşıya geliş gidiş için fayton veya az sayıdaki kamyonet–dolmuş kullanılırdı. Bisiklet, gençlerin gözdesiydi. Yol çalışmaları adım adım ilerlerken tozlu sokaklar yazın serin akşamları, kışın tandır başını kıymetli kılardı.
Radyo ve sinema: Akşamın eğlencesi
Radyonun yaygınlaşmasıyla akşamlar “Arkası Yarın” ve türkü programlarıyla renklendi. Komşu evde radyo varsa mahalleli birlikte dinlerdi. Şehir merkezindeki sinemalar, yerli filmler ve Mısır yapımlarıyla dolup taşar; bilet kuyruğu, gençlerin buluşma noktası olurdu. Haber bültenleri ve haftalık dergiler, dünyayla bağ kurmanın penceresiydi.
Eğitim ve disiplin: Okulda tebeşir tozu, evde ödev saati
İlkokul sayıları artarken ortaokul–lise eğitimi merkezde yoğunlaşırdı. Öğretmenler, sınıf dışı etkinliklerle öğrenciyi hayata hazırlar; müsamereler, şiir dinletileri ve spor günleri mahallelerin gururu olurdu. Kız çocuklarının okullaşma oranı artma eğilimindeydi; aileler “okusun ama meslek de edinsin” diye düşünürdü.
Sağlık ve belediye hizmetleri: Adım adım modernleşme
Aşı kampanyaları, belediye temizlik ve su hizmetlerinin genişlemesi, yeni eczaneler ve muayenehaneler kentin sağlık görünümünü güçlendirdi. Elektrik ve şebeke suyu mahallelere aşamalı yayılır; kesintiler günlük planı belirlerdi. Hamam kültürü canlıydı; haftalık hamam günü, sosyalleşmenin de parçasıydı.
Bayramlar, düğünler, asker uğurlamaları
Bayram arifesinde çarşı kalabalıklaşır; lokum, akide şekeri, baklava tepsileri evlere girerdi. Düğünler davullu zurnalı yapılır; mahalle meydanında halaylar sabaha dek sürerdi. Asker uğurlamaları “vatana selâmet” dualarıyla, türkü ve gözyaşıyla hatırlanırdı.
Kadınların görünürlüğü: Ev içi üretimden pazara uzanan emek
Kadınlar, ev ekonomisinin görünmez direğiydi: Kışlık hazırlık, dikiş–nakış, çocuk bakımı… Aynı zamanda mahalle pazarlarında, ev yapımı ürünlerin satışında ve aile işletmelerinde aktif rol alırlardı. Komşuluk ağları, sosyal güvenliğin gayriresmî formuydu.
Güvenlik ve nöbet: Mahalle bekçisi, gece lambası
Akşamları bekçi düdüğü duyulur; sabaha kadar ara ara sokaklarda dolaşan bekçi, mahalleye huzur verirdi. Gece–gündüz kapılar çoğu kez aralıktı; “selâm” ve “hal–hatır” günlük güvenliğin diliydi.
Gelenekle modernin eşiğinde bir kent
1950’lerin Gaziantep’i, zanaatın alın teriyle radyonun sesi, mahalle dayanışmasıyla sinema perdesinin ışığı arasında yaşayan bir şehirdi. Günler, fırın sıcağıyla başlar; akşam, avlu serinliğinde biterdi. Değişim yavaştı ama istikamet belliydi: Emeğin birikimi üzerine kurulu, modernleşmeye açık bir kent hayatı.