Türkiye siyasi tarihinin en önemli kırılma noktalarından biri olan 12 Eylül 1980 askeri darbesinin üzerinden 46 yıl geçti. Türkiye, 12 Eylül sabahına Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren liderliğindeki Türk Silahlı Kuvvetlerinin emir komuta zinciri içerisinde yönetime el koymasıyla uyandı. TBMM ve hükümetin faaliyetlerine son verilirken siyasi partiler kapatıldı, ülke genelinde sıkıyönetim ilan edildi. Darbenin ardından yüz binlerce kişi gözaltına alındı ve yargılandı; idamlar, işkence iddiaları, siyasi yasaklar ve basına yönelik uygulamalar Türkiye’nin yakın tarihinde derin izler bıraktı.

Türkiye Sabaha Darbeyle Uyandı

12 Eylül 1980 gecesi hareketlilik saat 03.00 sıralarında başladı. Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından TRT, PTT ve diğer önemli iletişim noktalarının kontrol altına alınmasının ardından İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve dönemin Başbakanı Süleyman Demirel'in konutu gibi kritik noktalar da askerlerin denetimine geçti.

Saat 04.00'te askeri müdahale radyodan tüm ülkeye duyuruldu. İlk bildiride harekâtın amacı; ülke bütünlüğünün korunması, milli birlik ve beraberliğin sağlanması, muhtemel bir iç savaşın önlenmesi ve devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi olarak açıklandı.

Aynı gün saat 13.00'te Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, radyo ve televizyondan yaptığı konuşmayla müdahalenin gerekçelerini kamuoyuna anlattı.

Meclis Kapatıldı, Siyasi Hayat Askıya Alındı

Darbeyle birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi ile Süleyman Demirel başkanlığındaki hükümetin faaliyetlerine son verildi. Milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırıldı, ülke genelinde sıkıyönetim ilan edildi ve yurt dışına çıkışlar yasaklandı.

Kenan Evren devlet başkanı olurken, yasama yetkisini kullanmak üzere kuvvet komutanları ve Jandarma Genel Komutanı'nın yer aldığı Milli Güvenlik Konseyi kuruldu.

Siyasi partiler kapatıldı, parti liderleri gözetim altında tutuldu ve sonraki süreçte bazı siyasi isimler yargılandı. 1961 Anayasası uygulamadan kaldırılırken hazırlanan yeni anayasa 7 Kasım 1982'de halkoyuna sunuldu. Yüzde 91,37 oyla 1982 Anayasası kabul edilirken Kenan Evren'in cumhurbaşkanlığı da onaylandı.

Darbeye Giden Süreçte Şiddet Tırmandı

12 Eylül'e giden yıllarda Türkiye ağır bir siyasi, toplumsal ve ekonomik kriz içerisindeydi. Özellikle 1970'lerin ikinci yarısında sağ-sol çatışmaları ve siyasi cinayetler birçok kentte günlük yaşamı etkiler hale geldi.

1978 sonrasında şiddetin daha da arttığı dönemde 4 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği belirtiliyor. Darbeden yalnızca bir gün önce yayımlanan gazetelerde dahi Ankara, Siirt, Fatsa, Malatya, Mersin, Eskişehir ve İstanbul'daki ölüm ve şiddet olayları yer alıyordu.

1977'deki 1 Mayıs olayları, 1978'deki Maraş olayları, 1980'deki Çorum olayları ve 22 Temmuz 1980'de DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler'in öldürülmesi dönemin önemli gelişmeleri arasında yer aldı. Bu olayların nedenleri, arka planı ve devletin rolüne ilişkin farklı siyasi ve tarihsel değerlendirmeler ise günümüzde de tartışılmaya devam ediyor.

Cumhurbaşkanı 124 Turda Seçilemedi

Darbe öncesindeki siyasi tıkanmanın en çarpıcı örneklerinden biri cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşandı. TBMM, 25 Mart 1980'de başlayan seçim sürecinde 124 tur oylama yapılmasına rağmen darbe gününe kadar yeni cumhurbaşkanını seçemedi.

Hükümet krizleri, siyasi partiler arasındaki uzlaşmazlık ve giderek artan şiddet olayları, 12 Eylül öncesindeki istikrarsızlığın başlıca göstergeleri arasında yer aldı.

Darbe Sonrası Yüz Binlerce Gözaltı

12 Eylül'ün ardından sokaktaki siyasi şiddetin yanı sıra Türkiye'nin gündemine bu kez askeri yönetimin geniş çaplı gözaltı, yargılama ve yasakları girdi.

Aktarılan verilere göre 650 bin kişi gözaltına alındı, açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı ve 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.

7 bin kişi hakkında idam cezası talep edilirken 517 kişi hakkında idam kararı verildi. İdam cezalarının bir bölümü infaz edildi. İnfaz edilenlerin toplam sayısına ilişkin kaynaklarda farklı rakamlar bulunurken, idam edilenler arasında sol ve sağ görüşlü kişiler ile adli suçlardan hüküm giyenler de yer aldı.

Dönemin simge isimlerinden biri lise öğrencisi Erdal Eren oldu. Bir askeri öldürdüğü iddiasıyla yargılanan Eren'in yaşıyla ilgili tartışmalar dava sürecinin en çok konuşulan başlıklarından biri olurken Eren, 13 Aralık 1980'de idam edildi.

Binlerce Kişi İşinden Oldu

Darbe sonrasındaki uygulamalar gözaltı ve yargılamalarla sınırlı kalmadı. Aktarılan verilere göre 388 bin kişiye pasaport verilmedi, 30 bin kişi “sakıncalı” olduğu gerekçesiyle işinden çıkarıldı.

14 bin kişinin yurttaşlıktan çıkarıldığı, 30 bin kişinin ise siyasi mülteci olarak yurt dışına gittiği belirtildi.

Aynı dönemde 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu. 3 bin 854 öğretmen, üniversitelerde görev yapan 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin görevine son verildi.

Cezaevleri 12 Eylül'ün En Ağır Miraslarından Oldu

Darbe sonrası cezaevlerinde yaşananlar, dönemin insan hakları bilançosunun en tartışmalı bölümlerinden birini oluşturdu.

Aktarılan verilere göre cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi. Kaynaklarda 171 kişinin işkence sonucu öldüğünün belgelendiği belirtilirken; açlık grevleri, “kaçarken vurulma”, “çatışma”, “doğal ölüm” ve “intihar” şeklinde kayıtlara geçen ölümler de bulunuyordu.

Cezaevlerinde yaşanan işkence ve kötü muameleler, ilerleyen yıllarda 12 Eylül dönemine ilişkin insan hakları tartışmalarının merkezinde yer aldı.

DİSK'e El Konuldu, Yöneticileri Yargılandı

Askeri yönetim çalışma hayatına ve sendikal örgütlenmeye de doğrudan müdahale etti. Sendikal faaliyetler durdurulurken sendika konfederasyonları kapatıldı.

Dönemin önemli işçi örgütlerinden DİSK'in taşınır ve taşınmaz mal varlıklarına Milli Güvenlik Konseyinin 18 Eylül tarihli kararıyla el konuldu. DİSK'e bağlı sendikaların yönetimlerine sıkıyönetim komutanlıkları tarafından belirlenen kayyımlar atandı.

12 Eylül'de gözaltına alınan 67 DİSK yöneticisi tutuklandı. Aralarında DİSK Genel Başkanı Abdullah Baştürk'ün de bulunduğu yöneticiler hakkında idam cezası talep edildi.

İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesinde görülen DİSK Davası'nda 160 dosya birleştirildi, sanık sayısı bin 477'ye ulaştı ve 78 kişi hakkında idam cezası istendi.

Değerlendirmeler arasında 12 Eylül'ün siyasi ve ekonomik programının uygulanmasında sol örgütlerin ve sendikal hareketin etkisinin azaltılmasının önemli bir hedef olduğu savunuluyor. Darbe sonrasında sağ ve sol siyasi hareketlerin farklı biçimlerde karşı karşıya kaldığı gözaltı, yargılama ve yasakların kapsamı ile askeri yönetimin siyasi ve ideolojik hedefleri ise tarihsel tartışmaların başlıkları arasında bulunuyor.

Gazeteciler Ve Basın Da Hedefteydi

12 Eylül döneminde basın ve ifade özgürlüğüne yönelik ağır kısıtlamalar uygulandı. Aktarılan verilere göre 400 gazeteci hakkında toplam 4 bin yıl hapis cezası talep edilirken gazetecilere toplam 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

31 gazeteci cezaevine girdi, 300 gazeteci saldırıya uğradı ve 3 gazeteci silahla öldürüldü.

Gazeteler toplam 300 gün yayın yapamazken 13 büyük gazete hakkında 303 dava açıldı. Ayrıca 39 ton gazete ve derginin imha edildiği, 937 filmin “sakıncalı” bulunarak yasaklandığı aktarıldı.

12 Eylül Yıllar Sonra Yargıya Taşındı

Darbenin sorumlularının yargılanmasının önünü açan süreç, 12 Eylül 2010'da yapılan anayasa değişikliği referandumunun ardından başladı.

Darbenin üzerinden 31 yıl geçtikten sonra 2011'de ilk soruşturma açıldı. Kenan Evren ile dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya'nın yargılanmasına 2012 yılında başlandı.

Evren ve Şahinkaya müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Ancak kararlar Yargıtay aşamasındayken iki ismin de hayatını kaybetmesi nedeniyle dava düştü ve hükümler kesinleşmedi.

46 Yıl Sonra 12 Eylül'ün Bilançosu

12 Eylül 1980 yalnızca yönetime el konulan bir gün olarak kalmadı. Parlamento ve siyasi partilerden sendikalara, üniversitelerden basına, hukuk sisteminden ekonomik politikalara kadar Türkiye'nin birçok alanında uzun yıllar etkisini sürdüren sonuçlar doğurdu.

Darbeye giden süreçteki siyasi şiddet ve ekonomik kriz, askeri müdahalenin gerekçeleri, ekonomik dönüşümle ilişkisi ve arkasındaki siyasi dinamikler farklı görüşlerle değerlendirilmeye devam ediyor. Buna karşılık yüz binlerce kişinin gözaltına alınması ve yargılanması, idamlar, cezaevlerindeki işkence ve kötü muameleler, siyasi ve sendikal haklara yönelik kısıtlamalar ile basın üzerindeki baskılar 12 Eylül'ün Türkiye'nin yakın tarihine bıraktığı ağır bilanço olarak hafızalardaki yerini koruyor.

Yorumlar