Her gün yüzlerce insan görüyoruz. İş yerinde, evde, sokakta, sosyal medyada… Mesajlar geliyor, telefonlar çalıyor, sofralar kuruluyor. Fakat tüm bu kalabalığın içinde, birçok insanın yüreğinde sessizce büyüyen ortak bir duygu var: Anlaşılmamak.

İnsan, yalnızca tek başına kaldığında yalnız hissetmez. Bazen en derin yalnızlık, en sevdiği insanların yanında yaşanır. Duygularını anlatmaya çalışırken dinlenmediğini hissetmek, gözlerinin içine bakan birinin aslında seni hiç görmediğini fark etmek, aynı evi paylaşıp aynı hayatı paylaşamamak… İşte gerçek yalnızlık çoğu zaman budur.

Danışmanlık sürecinde sıkça karşılaştığım bir cümle var:
“Beni kimse anlamıyor.”

Bu cümle yalnızca bir serzeniş değildir. Görülme, duyulma ve kabul edilme ihtiyacının sessiz bir haykırışıdır. Çünkü insanın en temel psikolojik ihtiyaçlarından biri, olduğu haliyle anlaşılabilmektir.

Ne yazık ki günümüzde konuşuyoruz ama dinlemiyoruz. Cevap vermek için bekliyoruz, anlamak için değil. Eşler birbirini duyduğunu sanıyor ama hislerini kaçırıyor. Anne babalar çocuklarının ihtiyaçlarını karşılıyor ama bazen duygularını fark edemiyor. Çocuklar ise sadece “Beni dinle.” demek isterken, çoğu zaman nasihatlarla karşılaşıyor.

Oysa bir insanı değiştiren şey, ona verilen öğütlerden çok, gerçekten anlaşıldığını hissetmesidir.

Anlaşılmak, sorunların tamamen ortadan kalkacağı anlamına gelmez. Ancak insan, anlaşıldığını hissettiğinde yükünü tek başına taşımadığını fark eder. Kalbindeki ağırlık hafifler, umudu yeniden filizlenir.

Belki de bugün kendimize şu soruyu sormalıyız:
En son ne zaman birini gerçekten dinledim? En son ne zaman yargılamadan anlamaya çalıştım?

Çünkü bazen bir insanın hayatını değiştiren şey, büyük çözümler değil; “Seni anlıyorum.” diyebilen samimi bir yürektir.

Kalabalıkların içinde birbirimize biraz daha dikkatle bakabilirsek, belki de en büyük yalnızlığın önüne geçmiş oluruz. Çünkü insan, gerçekten anlaşıldığı yerde iyileşmeye başlar.

Uzman Aile Danışmanı
Dilek Avuk