Eğitimciler ise eğitimdeki eşitsizlikler giderilmeden sınav sisteminin merkezileştirilmesinin sorunları çözmeyeceğini savunuyor.

2026-2027 eğitim öğretim yılının birinci dönemindeki ilk yazılı sınavlarla başlayacak uygulama, ortaokulda 5, 6 ve 7’nci sınıfları, liselerde ise 9, 10 ve 11’inci sınıfları kapsayacak. Toplam 16 branşta uygulanması planlanan sistem için ilk sınavlar öncesinde yaklaşık 8 bin sorunun havuza aktarılması, her sınav döneminde de yaklaşık 8 bin yeni soru hazırlanması hedefleniyor.

Eğitimcilerden merkezi sınav sistemine eleştiri

Eğitimciler, öğrencilerin öğrenme süreçlerinin yalnızca sınav sonuçları üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirtiyor. Öğretmenlerin öğrencilerin bireysel gelişimini takip edebildiği ve eğitimdeki eşitsizliklerin dikkate alındığı bir ölçme-değerlendirme anlayışına ihtiyaç duyulduğunu savunan eğitimciler, yeni uygulamanın öğrencileri öğrenme sürecinden uzaklaştırarak yarışma kültürünü güçlendirebileceği uyarısında bulunuyor.

Cumhuriyet’e konuşan Eğitim Sen Ankara 1 No’lu Şube Sekreteri Sibel Gökçe Evci, eğitimdeki eşitsizlikler giderilmeden ölçme sisteminin merkezileştirilmesinin çözüm olmayacağını söyledi.

Evci, Bakanlığın öğrencilerin neden öğrenemediğini ve bu sorunların giderilmesi için hangi sorumlulukların üstlenilmesi gerektiğini tartışmak yerine sınavları ve sonuçları daha fazla denetlemeye yöneldiğini belirterek, “Bakanlık, öğrencilerin neden öğrenemediğini ve bu durumu değiştirmek için hangi sorumlulukları üstlenmesi gerektiğini tartışmak yerine sınavları ve sonuçları daha fazla denetlemeye yöneliyor” dedi.

“Öğrencinin öğrenme sorununu çözmez”

Öğrencilerin okuduğunu anlama, yorumlama, akıl yürütme ve kendilerini ifade etme alanlarında yaşadığı güçlüklerin eğitim kademeleri boyunca biriktiğine dikkat çeken Evci, bu sorunların yalnızca öğrencilerin bireysel eksiklikleriyle açıklanamayacağını ifade etti.

İlkokulda yeterince desteklenmeyen temel becerilerin ortaokul ve lise yıllarında daha ciddi öğrenme sorunlarına dönüşebildiğini belirten Evci, öğrencilerin yıllarca okula devam etmelerine rağmen okuduğunu anlamakta veya düşüncelerini ifade etmekte zorlanmasının eğitim sisteminin de sorgulanmasını gerektirdiğini söyledi.

Öğrenme güçlüklerini belirlemenin önemli olduğunu ancak asıl meselenin bu sorunların neden ortaya çıktığı ve giderilmeleri için hangi koşulların sağlandığı olduğunu vurgulayan Evci, “Öğrencinin hangi soruda kaç puan kaybettiğini bilmek, o öğrencinin öğrenme sorununu çözmez” diye konuştu.

Sınav sonuçlarının soru bazında kaydedilmesinin öğrenciler üzerinde yeni bir performans baskısı oluşturabileceği uyarısında bulunan Evci, özellikle ortaokul çağındaki çocukların yalnızca sayısal göstergelerle değerlendirilmemesi gerektiğini dile getirdi.

“Aynı soruları sormak eşitlik sağlamaz”

Türkiye’de öğrencilerin eşit eğitim olanaklarına sahip olmadığını belirten Evci; yoksulluk, beslenme sorunları, okulların fiziksel koşulları, öğretmen ihtiyacı ve kültürel kaynaklara erişimdeki farklılıkların öğrenme süreçlerini doğrudan etkilediğini söyledi.

Eşitsizliklerin yalnızca okullar arasında değil, aynı sınıftaki öğrenciler arasında da görüldüğünü kaydeden Evci, merkezi soru havuzunda kolay, orta ve zor soruların bulunmasının öğrencilerin bireysel ihtiyaçlarının gözetildiği anlamına gelmediğini ifade etti.

Öğrencilerin hazırbulunuşluk düzeylerinin, öğrenme hızlarının ve destek ihtiyaçlarının birbirinden farklı olduğunu vurgulayan Evci, öğretmenlerin de bu farklılıkları dikkate alarak öğretim ve değerlendirme süreçlerini düzenlemesi gerektiğini belirtti.

Evci, “Bütün çocuklara aynı soruları sormak, onlara eşit eğitim koşulları sağlandığı anlamına gelmez” dedi.

Öğretmenlerin mesleki özerkliği tartışma konusu

Yeni sistemin öğretmenlerin pedagojik özerkliğini daralttığını savunan Evci, sınav hazırlama sürecine ilişkin uygulama kılavuzuna dikkat çekti. Soru havuzundaki soruların sınavdan bir gün önce öğretmenlerin erişimine açıldığını belirten Evci, bu uygulamanın öğretmenlerin öğrencilerini tanıyarak sınav hazırlama imkânını sınırladığını söyledi.

Evci, öğretmenlerin öğrencilerinin öğrenme düzeylerini ve ihtiyaçlarını yakından bildiğini belirterek, şöyle konuştu:

“Öğretmenin belirlenmiş seçenekler arasından soru seçmesi ile kendi öğrencilerinin öğrenme düzeyini ve ihtiyaçlarını dikkate alarak sınav hazırlaması aynı şey değildir. Öğretmen, öğrencisini tanıyan, öğrenme güçlüklerini gözlemleyen ve öğretim sürecini buna göre düzenleyen kişidir.”

Soruların sınavdan kısa süre önce erişime açılmasını öğretmenlerin mesleki bilgi ve deneyimlerine duyulan güvensizliğin göstergesi olarak değerlendiren Evci, bu yaklaşımın öğretmenleri eğitim sürecinin öznesi olmaktan uzaklaştırdığını ve mesleki özerkliklerini zayıflattığını savundu.

Sistemin öğretmenlerin ve eğitim sendikalarının katılımıyla yeterince tartışılmadan, sınavlara kısa süre kala duyurulduğunu da anımsatan Evci, eğitim politikalarının öğretmenlerin mesleki bilgi ve deneyimleri dışlanarak belirlenemeyeceğini ifade etti.

“Maarif Modeli’nden bağımsız değerlendirilemez”

Yeni sınav sisteminin Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nden bağımsız değerlendirilemeyeceğini belirten Evci, müfredatın içeriğinin, öğrenme çıktılarının ve sınav sorularının aynı merkezi anlayışla belirlenmesinin siyasi iktidarın eğitim üzerindeki ideolojik denetimini güçlendirme riski taşıdığını söyledi.

Evci, “Böylece yalnızca öğrencilerin ne öğrendiği değil, hangi bilgilerin ve düşünme biçimlerinin geçerli kabul edileceği de merkezden belirlenmektedir” dedi.

Eğitim Sen’in Maarif Modeli’ne yönelik itirazının, bilimsel, laik, demokratik ve çoğulcu eğitim anlayışının yerine siyasi iktidarın tercih ettiği değerlerin yerleştirilmesine dayandığını belirten Evci, Bakanlığın eleştirel düşünme yaklaşımını da eleştirdi.

Eleştirel düşünmenin yalnızca sınavlarda gösterilmesi beklenen bir performans olmadığını vurgulayan Evci, çocukların soru sorabildiği, farklı görüşleri tartışabildiği ve düşüncelerini özgürce ifade edebildiği demokratik öğrenme ortamlarının önemine dikkat çekti.

Evci, açık uçlu sorular hazırlamanın tek başına eleştirel düşünmeyi sağlamayacağını belirterek, farklı yorumların ve düşüncelerin gerçekten kabul görmesinin belirleyici olduğunu ifade etti.

Atatürk'ün İsteğiyle Açılan Gaziantep Lisesi 100 Yaşında
Atatürk'ün İsteğiyle Açılan Gaziantep Lisesi 100 Yaşında
İçeriği Görüntüle

Eğitimin amacının çocukları önceden belirlenmiş bir dünya görüşüne uyumlu hâle getirmek olmadığını söyleyen Evci, bilimsel bilgiye ulaşabilen, sorgulayan ve bağımsız düşünebilen bireylerin yetiştirilmesi gerektiğini vurguladı.

“Eğitimdeki krizin çözümü olamaz”

Okullarda şiddet, yoksulluk ve eşitsizlik sorunları derinleşirken Bakanlığın önceliğinin sınavları merkezileştirmek olmaması gerektiğini belirten Evci, öğretmenlerin artan iş yükü, ekonomik güçlükler ve baskı altında çalıştığını dile getirdi.

Öğretmenlerin okul güvenliğinden sorumlu tutulurken pedagojik yetkilerinin sınırlandırılmasını eleştiren Evci, öğrencileri şiddet, yoksulluk ve eşitsizlikten koruyamayan, buna karşılık sınav performansını daha ayrıntılı denetleyen bir eğitim anlayışının sorunları çözemeyeceğini savundu.

Evci, çocukların ihtiyaçlarının daha fazla sınav ve denetim değil; güvenli okullar, nitelikli kamusal eğitim, yeterli sayıda öğretmen, sağlıklı beslenme ve özgürce düşünebildikleri demokratik öğrenme ortamları olduğunu belirtti.

Evci, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Asıl sınavda olan çocuklar değil, onlara güvenli, eşit ve nitelikli bir eğitim sunamayan bu anlayıştır.”

Kaynak: Cumhuriyet