Uzmanlara göre asıl fırsat ise bitkileri yalnızca ham madde olarak ihraç etmek yerine işleyerek daha yüksek katma değerli ürünlere dönüştürmekte.
Türkiye’nin elindeki büyük kaynak
Türkiye, iklim ve toprak yapısı sayesinde çok sayıda bitki türünün yetişebildiği ülkeler arasında yer alıyor. Ülkede 11 binin üzerinde bitki çeşidi bulunurken, bunların yaklaşık 4 bininin endemik tür ve çeşitlerden oluştuğu belirtiliyor.
Geleneksel olarak kullanılan yaklaşık 500 şifalı bitkinin 350’si iç piyasada, 100 kadarı ise dış pazarlarda değerlendiriliyor.
Dünyada ticareti yapılan tıbbi ve aromatik bitkiler arasında Türkiye özellikle kekik, defne, kimyon, çay, haşhaş tohumu, morfin ve gül yağı gibi ürünlerde önemli bir konumda bulunuyor.
Dünya pazarı büyüyor, pay küçük kalıyor
Tıbbi ve aromatik bitkilerin dünya ticaretinin yaklaşık 110 milyar dolara ulaştığı belirtilirken, Türkiye’nin bu pazardan aldığı pay ise oldukça sınırlı.
Türkiye’nin 100 ülkeye yaptığı tıbbi ve aromatik bitki ihracatından yıllık yaklaşık 300 milyon dolar gelir elde ettiği, bunun dünya ticaretindeki payının ise yüzde 0,21 seviyesinde kaldığı ifade ediliyor.
Dış ticaret verilerine göre Türkiye’nin tıbbi ve aromatik bitki ihracatı yaklaşık 303,6 milyon dolar, kahve hariç ithalatı ise 267,1 milyon dolar düzeyinde bulunuyor.
İhracatta kekik ilk sırada yer alırken, bu ürünü haşhaş, defne, çay, anason, kimyon, adaçayı, mahlep, kırmızı biber ve bitkisel çaylar takip ediyor.
Kekik ihracatın başında geliyor
Türkiye, özellikle kekik, defne ve haşhaş ihracatında dünyanın önde gelen ülkeleri arasında bulunuyor. Tıbbi ve aromatik bitkiler ihracatında kekiğin payı yüzde 25’e ulaşıyor.
Ancak sektör açısından asıl hedefin yalnızca üretimi artırmak olmadığı belirtiliyor. Dünya pazarlarının istediği kalite ve standartlarda üretim yapılması, ürünlerin işlenerek katma değerinin yükseltilmesi ve markalı ürünlere dönüştürülmesi büyük önem taşıyor.
Üretimde dikkat çeken artış
Devlet destekleri ve uygulanan projelerle bazı tıbbi ve aromatik bitkilerin üretiminde de önemli artışlar yaşandı.
Kekik üretimi 12 bin tondan 14 bin tona yükselirken, Anadolu adaçayı üretimi 80 tondan 596 tona çıktı. Lavanta üretimi 400 tondan 845 tona, çörekotu üretimi ise 425 tondan 3 bin tona ulaştı.
Rezene üretiminde de bin 500 tondan 2 bin tona yükseliş görüldü.
Bunun yanı sıra oğul otu, safran, ekinezya, sarı kantaron, fesleğen, salep orkidesi, defne, stevia ve karabuğday gibi farklı türlerde de üretim ve demonstrasyon çalışmaları yürütülüyor.
Hedef sadece üretmek değil, değerini artırmak
Tıbbi ve aromatik bitkilerin tarımda giderek daha önemli bir alan haline gelmesi bekleniyor. Türkiye’nin sahip olduğu bitki çeşitliliğinin korunması, bilinçli üretimin yaygınlaştırılması ve bilimsel yöntemlerle verimin artırılması sektörün geleceği açısından önem taşıyor.
Üreticilere yönelik desteklerin artırılmasıyla birlikte, ham bitkinin işlenerek ilaç, kozmetik, gıda ve benzeri alanlarda kullanılan katma değerli ürünlere dönüştürülmesi Türkiye’nin dünya pazarındaki payını da büyütebilir.




