Dellal  Deli Ahmet !

İbrahim Alisinanoğlu

Dellal Deli Ahmet !

Gaziantep’imizin en eski mesleklerinde biri de ;Dellallıktır. İnsanlar  paraya ihtiyaç duyduklarında,ya da mallarını elden çıkarmak istediklerinde bir Dellalı çağırır, taşınır, taşınmaz malı gösterir, fiyatını tespit ettirir, onun aracılığı ile satışını gerçekleştirirlerdi.

Dellalları hemen hemen şehirde herkes tanırdı. Dellallar bazen boyunlarına asılı davulu çalarak satış yaptıkları  gibi, bazen de sadece bağırarak da malı satarlardı.Dellallara en çok; Kalealtı, buğday Arasası, Otorakçı pazarı ve özellikle Nazlı pazarı gibi mesleklerle ilgili kahvehanelerde görürdük.

Tellalın  sattığı  bir halı veya kilim ise onu sırtına vurur, sırtına alamıyorsa bir at arabasının üstüne atar, davul çalarak,ya da bağıra çağıra cadde ve sokaklarda gezdirerek satışı gerçekleştirmeye çalışırdı. Dellal bu gezinti esnasında şehirde ne var ne yok görür, duyar, öğrenir, onu her gittiği yerde anlatırdı.

Dellalıkta esas olan güvendi. Tellal malı satanı da satın alanı da asla yanıltmaz,değeri üzerinde satışını gerçekleştirmeye gayret ederdi. Kendine güven sağlamış bir dellalın verdiği fiyat asla tartışılmazdı.Mal satılınca da dellal,tellallık ücretini keser, malın sahibine  parasını teslim eder, helallik isterdi.

İşte bu tellallardan birisi de; sesi oldukça davudi, çok gür çıkan,  birazcık da “kaçık” olan; Tellal Deli Ahmet’ ti. Deli Ahmet ,“uzun çarşının uluları “misali şahsına münhasır bir tipti. O malı satanı da alanı da asla yanıltmaz… Kurnazlık edip kimseyi çarpmayı düşünmezdi. Malı değerini veren olursa satar, asla satıcıyı mağdur etmezdi.

Deli Ahmet malı satıp işini bitirince parasını alır, sonra ilk işi satın aldığı  binlik şarabı  koltuğunun altına sokar,   ikindi üzeri Kavaklıkta orman fidanlığının karşısına gelen, kimsenin görmeyeceği kuytu bir noktada, “Dertli Pınar” adını verdiği pınarın gözünde, bir kenara oturur, kimseye de zarar vermeden kırık leblebi,abid içiyle şarabını içerdi. Şarabını içerken de sazını eline alır, ufak ufak tıngırdatırdı. Sazını tıngırdatırken de kendisinden beklenmeyen bir biçimde felsefecilere taş çıkartacak hanekler ederdi. Sanki bir halk filozofuydu! Belki de O sarf ettiği sözler kayıt altına alınmış olabilseydi, çoktan edebi şahsiyetler arasına girerdi.

Dellal Deli Ahmet’in ne yapacağı da belli olmazdı. Onun bir dönem şehrimizin ünlü Karoserci ustalarından Hacı Abdullah’ın, Alaybey camiinde kılınan cenaze namazı esnasında yaptıklarını şöyle anlatırlar;

“Yağmurlu bir gündü… Alaybey Camiinde şehrimizin zenginlerinden ve duayen karoser ustası Hacı Abdullah’ın cenazesi kalınacaktı. Namaz esnasında yağmur iyice indirmişti…Bazıları  yağan yağmurun şiddetine aldırmadan musalla taşı önündeki safta  yerlerini almıştı..Cenazeye gelen şehrin bazı zengin simaları ise cenaze namazı için sat tutan cemaatin yanı yerine, yağmurdan korunmak için kendilerini etraftaki dükkanların duldalıklarının  altına atmışlardı.

Hoca tam ‘Allah-ü Ekber !’ diyecektir ki…O sırada    kalabalık içindeki Dellal Deli Ahmet sert bir sesle; “ Hoca dur!“ der. …Ve o yağmurdan dolayı dükkan önlerine sinmiş, cenaze namazı safında yer almayan zenginlere dönerek, gür  bir sesiyle önce okkalı bir küfür savurur. Ardından da “....ulan bire Gafiller !…işinizi fakir fukara  tutar!…Evinize fakir fukara temizler. …Ekmeğinizi fakir fukara pişirir. …Malınıza mülkünüze fakir fukara sahip çıkar!… Servetinizi fakir fukara arttırır!… Siz de yer içer keyif edersiniz!… Ama  bir arkadaşınızın  cenaze namazını kılınmaya sıra  gelince  beliniz kırılır!...Allah’ın rahmetinden kaçar safta yer almazsınız!…  Namazınızı da mı fakir fukara kılsın lan ? Bari gelin arkadaşınızın Namazını kılın be! ... Diye bağırır.

O an ortalık buza keser… Duvar dibine sinmiş olanlar tek tek gelir, safta yerini alır namaza dururlar…”

Adı üstünde “Dellal Deli Ahmet !”. Bu çıkış karşısında kimse o gün gıkını bile çıkaramaz. Namaz kılınır cenaze defnedilir ..Ama yaşanan olay günlerce şehirde konuşulur.

Dellallık bugün unutulan meslekler arasındadır. Dünün delları ve dellalık mesleği bugün bir nostalji olarak anılarda yaşamaktadır.

Yazan:  Ibrahim Alisinanoğlu -Gaziantep Miş Miş

Fotorğaf:1920 lerde bir tellal.

18.05.2020 (İbrahim Alisinanoğlu)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

Tatlı, dondurma ve yaz !

AHİLİK NEDİR?

O zamanlar insandık!… Ya şimdi?

İadeyi ziyaret!

UNUTULAN GAZİANTEP KÖY GÜREŞLERİ

ANTEPLİYİ GICIK EDEN BAZI HALLER!

DÜNDE KALAN SOKAK DESTANCILARI.

TEZE GELİN!

ANTEP’İN YAZLIK SİNEMALARI

Sosyal Medyada Bizi Takip Edin